30 Nisan 2014 Çarşamba

İnşallah'ı Maşallah'ı Var mı Yok mu?

Allah’ı günlük hayatına çoğu kişinin dahil ettiğini görmeyiz. Hayattan beklentilerle, günlük kısa dualar yapar kimi. Kimi namaz kılar ama namazları dışında yaratıcısıyla bağlantısı yokmuş gibi davranır. Oysa bizim her an Yaratıcımızla bağlantımız vardır. Sürekli O’na yönelen bir yaşayış içerisinde olmalıyız.

Mümin, kendisini Allah’a adamıştır. Allah’ı çokça düşünür, hayatında Allah rızasını kazanmak hep birinci plandadır. 

Toplum içinde çok duyduğumuz kelimelerdendir maşallah, inşallah, elhamdülillah. 

Bu güzel kelimeleri söylemek aslında Allah’ı anmak demektir. Maalesef ki pek çok kişi, bu güzel kelimeleri içini boşaltarak kullanıyor.

Maşallah ”nazar değmesin” demek olmuş, inşallah ”umarım olur” demek olmuş. Bu kelimeleri söylerken kalben gerçekten Allah’ı ananların sayısı çok az bence. Oysa Elhamdülillah “Övgü Allah’adır” demek; Maşallah ”Allah yaratmış-Allah’ın sayesinde olmuş-Kuvvet Allah’tandır” demek; İnşallah da ”Allah dilerse” anlamına gelmektedir.


Bu anlamları bilerek ve üzerinde anlık olarak düşünerek, bu kelimeleri söyleyen biri Allah’ı anmada, bu kelimeleri içini boşaltarak kullananlara göre bir adım öndedir. Zaten ne söylediğini bilmez halde Allah ile alakalı bir şeyler söylemenin, Kuran’a göre ibadet niteliği yok.


Kuran’da bir işi yapmadan önce şunu yapacağım dediğimizde,Allah dilerse dememiz buyruluyor:

Hiçbir şey için, ”Ben bunu yarın kesinlikle yapacağım.” deme. ”Allah dilerse” şeklinde söyleyebilirsin. Unuttuğunda, Rabbini an. Ve de: ”Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya ulaştırır.” (Kehf Suresi, 23, 24)

İşte günlük yaşamımıza bu sözü yerleştirmemiz için en büyük sebep, bu ayet. Mutlaka kazanmamız gereken bir tavır. 

Maalesef toplum içinde, hatta kendi mümin arkadaş çevremde de inşallah dediğimde ”İnşallahı falan yok, yap, yapacağız” diyerek karşılık verenlere rastladım. Bu karşılık kesinlikle yerine getirilmeli düşüncesiyle verilmiş cevaplar. Oysa bize ne oluyor ki, kesinlik atıyoruz. Her iş olacak diye bir ihtimal yok, her iş her davranışımız Allah’ın sayesinde O izin verdiği için gerçekleşiyor. Biz adım atmak için istek duyuyoruz, plan yapıp karar veriyoruz ama Rabbimizin izni sayesinde adım atabiliyoruz. 

Allah’a yönelip, İslam’ı yaşamaya başladığımdan beri inşallah kelimesini kullandığımda (elbette ne anlama geldiğini bilerek) gerçekten Rabbimi bir kere daha hatırladığımı görüyorum. Genellikle hem anlamı hem arapçasını söyleyerek kullanıyorum. Bu kelimeyi kullanmak aslında her şeyin Rabbimizin izni dahilinde gerçekleştiğini unutmamak demektir. Rabbimize saygı duymaktır. Bu güzel zikri yapmak Allah’a kendimizi adadığımız hayatımızın, güzellik dolu adımlarındandır. Öyle ki bu davranış gördüğünüz üzere kutsal kitabımızda yer almakta, bize Rabbimiz tarafından bildirilmekte. Bizzat O’nun emri.

Yaratıcısıyla sürekli bağ kurmaya başlayan bir kul bu güzel zikri Allah dilerse unutmayacaktır. Lakin unuttuğumuzda da Rabbimiz kendisini anmamızı “Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya/aydınlığa ulaştırır.” dememizi öğütlüyor. 

Örneğin, bağına girdiğinde Maşallah demek yerine nankörlük eden birine de şöyle deniliyor Kuran’da: 

Bağına girdiğinde, ‘Maşallah, kuvvet yalnız Allah’tandır!’ desen olmaz mıydı?… (Kehf Suresi, 39) 

Allah’ı gün içerisinde pek çok kere anarak, O’nu hatırlayarak daha da Takva ile iç içe yaşayış içerisinde olacağız inşallah. Zaten Kuran’ın öğütlerine ne denli uyarsak, o denli takvamızın artması için çalışmış oluyoruz. 

Allah’ı çok anın ki zafere ulaşabilesiniz. (Enfal-45)


Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.

http://www.allahateslim.com/

16 Nisan 2014 Çarşamba

Ezbere Sureyle Koca Bulma, Sınav Geçme, Zengin Olma Yalanları


Çevremizde görürüz, Kuran’ı adeta (haşa) büyü kitabına çevirenleri. Eş istenir, Kuran okunur. Yeni ev, yeni araba istenir Kuran okunur. Başarı istenir, sınavlar geçilsin istenir Kuran okunur. Hatta kulak ağrısı geçsin diye de Kuran okunur. Dertlere, isteklere, dileklere göre okunacak surelerin koyulduğu kitaplar da hazırlamışlar. Elbette bir dileğimiz, sıkıntımız için Allah’a dua etmek sığınmak çok önemli ve güzeldir. Lakin şu sureyi şu kadar okursan, şu olur inancı oldukça tehlikeli ve şeytani bir oyundur. Zengin olmak için Yasin oku, sınav iyi geçsin diye Fetih suresi oku gibi yalanlar…Halbuki Kuran’ı anlamıyla, anlamaya çalışarak – dolayısıyla bildikleri, anladıkları dilde- okumaya çalışsalar Kuran’ın indiriliş amacını, Kuran’dan nasıl faydalanılması gerektiğini anlayacaklar. Allah, Kuran’ın hiçbir yerinde şu sureyi şu kadar okursan zengin olursun, şu sureyi şu kadar okursan işe girersin, sınavı kazanırsın, şu sureyi şu kadar okursan iyi bir eş bulursun diye buyurmamış. Böyle bir iddia, Allah’a ve Kuran’ına atılan büyük bir iftiradır. Sureler, okunmak, anlaşılmak ve uygulanmak için indirilmiştir, dünyevi isteklerimize aracı olmaları için birkaç defa ne dediği bilinmeden okunması için değil. Zaten anlamı ile okusalar, bu yaptıklarının ne büyük şeytan işi olduğunu anlayacaklar.




Derslerine çalışmak yerine sure ezberleyen öğrenciler gibi, Kuran’a gündüz kuşağı evlendirme programı muamelesi yapanların bu hadsizlikleri tamamen kulaktan dolma dini bilgilerin peşinden sürüklenmelerinden ötürüdür. Oysa Kuran, hurafeleri yok etmek ve tek gerçek mesajını ortaya çıkarmak için indirilmiştir: 


İçlerinde ümmî olanlar da vardır ki Kitap’ı bilmezler, hurafeler bilirler. Onlar yalnız sanıya saplanırlar. 
Bakara Suresi, 78 

İş ne sizin kuruntularınızla/hurafelerinizle ne de Ehlikitap’ın kuruntuları/hurafeleriyle çözülür. Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Ve böyle biri, kendisi için Allah dışında ne bir dost bulur ne de bir yardımcı. Nisa Suresi, 123 

Kuran’da, insanı böyle hurafelere iten şeyin şeytan olduğu gayet açıktır. Bizler 44 nas, 44 felak okuyup zengin koca beklerken, aslında tam manasıyla şeytana uymuş oluyoruz: 

“Yemin olsun, onları saptıracağım, onları kuruntulara/hurafelere mutlaka iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır. 

Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye iter. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez. Nisa Suresi, 119-120 

Kuran bir müjdedir. O’nu anlamaya gayret eden, hayatına yansıtmaya çalışan için. Hidayeti arttıran, Takvanın inşa edilmesini sağlayan, nasıl davranılması gerektiğini bildiren, önümüze ışık tutan, rehberlik eden; bu dünyada karşılaşacağımız her türlü sıkıntı, mutluluk, insan türü için anahtar; ahiretten haber, yaşam manamızı çözdüren kelam, Rabbimizi hatırlatan ve tanıtan bir kitaptır. 

Kutsal bir kitap bu, sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler. (Sad-29) 

Bu bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen, Rabbine doğru bir yol edinir. (Müzemmil-19) 

İşte bu, onunla uyarılsınlar, Allah’tan başka ilah olmadığını bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir tebliğdir. (İbrahim-52) 

Hayatımız, Yasin suresini bilmem kaç defa ”anlamadan okumakla” değil, Kuran’ı anlayarak okumak ve hayatımıza uygulamakla düzgünleşir. 




Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.

http://www.allahateslim.com/

Allah'ı Anmada Gevşeklik Etmeyin!

Allah, bizlere daha iyi bir kul olalım diye Kuran’da pek çok öğütte bulunur. Bu öğütler üzerinde kafa yormak, bunları layıkıyla yerine getirmeye çalışmak hepimize faydalı olacaktır. Hepimize yardımcı olacağına inandığım çok önemli öğütlerden biri de şu: 

Beni anmakta gevşeklik etmeyin. (Taha Suresi-42) 



Kuran’da Allah bu öğüdü Musa ve Harun Peygambere bildiriyor. Lakin Kuran’daki ayetlerden anlıyoruz ki, Peygamber kıssaları üzerinde düşünelim, ders alalım, hayatımıza yansıtalım diye bildiriliyor. Çünkü, Allah, düşünesiniz diye bu Kuran’da size çeşit çeşit öğüt verdim diye buyuruyor. Zaten Kuran ayetleri üzerinde düşünmek Allah’ın emri. 

O halde biz de bu çok önemli ayet üzerinde düşünelim. Kendi öz eleştirimizi yapalım ve her defasında, her ibadetimizde, Allah’ı anmamız gereken her ana kendimizi düzeltelim, kendimize çeki düzen verelim. Nedenlerimizi hatırlayıp, Allah’a olan güzel hislerimizi harekete geçirelim, kendimize telkinlerde bulunalım. 



Bazen namazlarımızı aceleye getirdiğimiz oluyor, daha az istekle kıldığımızda huşumuzda da azalma görüyoruz. Belki günlük yaşamımızdaki bazı durumlar bizi gevşek düşürüyor. Ahiret gerçeğine rağmen kendimizi gevşekliğimize kaptırabiliyoruz. Dualarımızda ezbere düştüğümüzü, kalbimizle yaratıcımız arasında kurulan bağda eksiklik gözlemleyebiliyoruz. İnsanlık hali diyip hemen geçmemeliyiz bence, bu durumları aşmak için bazı çabalar sarf etmeliyiz. Hayatımız hep karmaşık olacak, kafamızda sürekli bir şeyler muhakkak olacak hayat boyu. Hayat zaten böyle bir şey. Kafamızda sürekli yapmamız gereken bir şeyler, halledilmesi gereken işler, birilerine olan kızgınlıklar, sıkıntılar, endişeler, bıkkınlıklar olacak, dünya hayatı böyle bir şey zaten. Bu yüzden namazımda yeterince konsantre olamıyorum, dolayısıyla huşu duyamıyorum yakınmalarını bir kenara bırakıp, neler yapacağımızı düşünelim, kendi kişisel taktiklerimizi oluşturalım.



Ben kendimde şunu gözlemledim; namaza durmadan evvel Yaratıcımın büyüklüğünü, O’nun huzurunda olduğumu, O’nun beni asla kovmadığını, yakarışıma anında icabet ettiğini, beni hep işittiğini bir iki dakika da olsa hatırladığımda kendime daha iyi çeki düzen veriyorum. Eğer dualarımı ederken yalnızca dilimin dua edip, kalbi bir bağ kurmada eksiklik seziyorsam, aklımın boş durduğunu ya da kafamın içinde karmaşık düşünceler olduğunu, farkında olmadan başka yönlere kaydığımı fark ettiğimde duamı bu sefer kelimelerime daha da dikkat ederek tekrarlıyorum. Acele ettiğimi fark ediyorsam namazımı daha sakin ve yavaş kılmaya başlıyorum. Zaten bu gayret ağır bir yükte değil, Allah’ın izniyleO’na olan sevgimiz sayesinde o an içinde olduğumuz bu haller düzelecektir, gevşeklik üzerimizden atılacaktır. Namazlarımızı daha da kılmak istediğimizi, gönlümüzden yeni yeni dualar geçtiğini görebiliriz, daha içten ve daha saygıyla Rabbimizi övdüğümüzü hissedebiliriz. Gün içerisinde hesap gününü, ölüm gerçeğini, Rabbimizin merhametini düşünmek, okuduğumuz bazı ayetleri hatırlayıp kafa yormak zikrimizi daha da istekle, daha da konsantre olarak yapmamızı sağlayabilir. Bizim için en önemli olan Allah. En büyük hedefimiz bu dünyadan Allah rızasını kazanmaya layık olarak ayrılmak. Bizim için en önemli olanın bu olduğunu, hayattaki mücadelemizin Allah için olduğunu hatırlayarak, Rabbimize yönelmek bizim kalbimizi daha da takvayla inşa etmemize yardımcı olabilir. 


Bu dünyada Allah için her ne iş yapıyorsak, bunların hepsi dünyevi bütün işlerden çok daha önemli. Çünkü ahiret hayatının kendisi, dünya hayatından kıyaslanamayacak kadar önemli. Bu yüzden Allah yolunda her ne iş yapıyorsak yapalım, namaz kılmak, Kuran okumak ya da başka bir şey, o an o işin diğer her şeyden daha değerli olduğunu kendimize söyleyelim. Namazlarda özellikle acele etmemek, önemli olan namazın bir an önce bitmesi değil, net miktarının kaliteli geçmesi. 


Allah’a her gün vakit ayırmak zaten çok önemli ve tüm müminlerin görevi. Allah, sadece namazda değil; taşıtta, yemek yerken kendisini anmamızı, güneş batmadan tespih yapmamızı, gece secdeye kapanmamızı buyuruyor. Gün içerisinde (sofrada, taşıtta, koltukta, her hangi bir aralıkta, teneffüste, kalabalıkta, iş molasında vs) hesap gününün varlığını, ölümü, dünyanın imtihan gerçeğini, ahireti hatırlamamız ve bunlar üzerinde düşünmeye vakit ayırmamız, Rabbimizi anmakta kalitemizi arttıracaktır. Zaten gönüller -Kuran’ın da dediği gibi- ancakAllah’ı anmakla tatmin bulur. Rabbimizin sevgisiyle gönlümüz daha da taşacak, O’na olan saygımızla kalbimiz daha da arınacaktır, Allah’ın izniyle. Rabbimizden, O’nu anmada daha özenli olmayı da isteyebiliriz.


Zaten mümin için keyifle akan, huzur dolduran, mutluluk getiren, insana güç veren en önemli zamanlar, Allah’ı andığı anlardır. Gönülden Rabbimize yöneldiğimizde insan o huşu dolu anlara kendini kaptırıyor, her türlü pislik ve sıkıntıdan uzaklaşıp, hoş bir havanın içinde oluyor. Daha da o anlar sürsün, o anlarda kalayım istiyor. 

Gönülden yapılan ibadetler davranışlarımıza yansıyacaktır. Gün içerisinde her hangi bir meselede bir müminin göstermesi gereken tavrın yerine getirilmesine hizmet edecektir. 

Kuran’a vakit ayırmak, ayetlere kafa yormak, mesajına kendimizi kaptırmak takvamızın artmasına, İslami bilincin hayatımıza yansımasına çok büyük katkı sağlayacaktır. Kuran’ı sabah namazı vaktinde okumamızı Rabbimiz öğütlüyor. Kuran’ın gönülleri ışıklandırdığını, hidayeti arttırdığını da bildiriyor. 

Gevşeklik etmemek üzere attığımız her adım bize güzellik olarak dönecektir diye diliyorum. Rabbimizi böylece daha çok, daha huşu ve istekle gönülden anacağız inşallah.



Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.

Ölüm Engel Tanımaz




Çokça insan vardır. Ölümü duymak istemez. Düşünmek istemez. Adını duyduğunda boş bakar, boş düşünür. Boş kalır aklı. Farkında olmadan kaçar ölümden. Çünkü ''dalar.'' Oyunlara dalar, oyalanmalara dalar. Boş dizilere, arkadaşlarla çekişmeye, ay çok havalıyızlara, küfürlere, okul sınavlarına, maaşlara, kavgalara... Bazıları yaşlanmaya başladığında bile, ölümün varlığına değil; kırışıklıklarına dalar. Yaşı hatırlatıldığında huzursuzlaşır çünkü ona göre yaşlanması sadece dün gençken, bugün daha da yaşlı olmasıdır. 

Dev gözlüklerle oturulan kafede, ılık yaz akşamında kaçılır ölümden. Kül tablasında birikilen sigaralarda, hep dünyevi dertler düşünülürken koltukta kaçılır ölümden. 


Çokça insan vardır. Ölümü duymak istemez. Düşünmek istemez. Adını duyduğunda boş bakar, boş düşünür. Boş kalır aklı. Farkında olmadan kaçar ölümden. Çünkü, dalar. Oyunlara dalar, oyalanmalara dalar. Boş dizilere, arkadaşlarla çekişmeye, ay çok havalıyızlara, küfürlere, okul sınavlarına, maaşlara, kavgalara… Bazıları yaşlanmaya başladığında bile, ölümün varlığına değil; kırışıklıklarına dalar. Yaşı hatırlatıldığında huzursuzlaşır çünkü ona göre yaşlanması sadece dün gençken, bugün daha da yaşlı olmasıdır. 

Dev gözlüklerle oturulan kafede, ılık yaz akşamında kaçılır ölümden. Kül tablasında biriken sigaralarda, hep dünyevi dertler düşünülürken koltukta kaçılır ölümden.
De ki: O kaçmakta olduğunuz ölüm, işte o, size mutlaka ulaşacaktır. Sonra, görülmeyeni ve görüleni de bilene döndürüleceksiniz. O, size yapıp etmiş olduklarınızı haber verecektir. (Cuma Suresi, 8)

Allah Hicr halkını bildiriyor bizlere, her birimize ibret olsun diye. 

Yemin olsun, Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanladı. 

Ayetlerimizi onlara verdik ama onlar da yüz çeviriyorlardı. 

Dağlardan güvenli güvenli evler yontuyorlardı. 

Korkunç titreşimli ses onları da sabaha girecekleri sırada yakaladı. 


Kazanıp durdukları şeylerin kendilerine bir yararı olmadı. 

(Hicr Suresi- 80,81,82,83,84) 

Sokakta, okulda, kafelerde, mahallede her yerde Allah’ın ayetlerine yüz çeviren insanları görüyorum. Din hakkında bildikleri şeyler aslında sadece kulaktan dolma, televizyon hocalarından öğrenilme, safsatalarla dolu din kitaplarındaki gelenekler ve hurafeler. Kuran’ın ne dediğinden, İslam’ın gerçekte nasıl bir din olduğundan habersizler. 

Etrafımda ibret verici, düşündürücü çok şeye rastlıyorum.
Lüks ve depreme dayanıklı evler görüyorum mesela. İçerisindekiler deprem olmadan da bir anda hastalıktan, trafik kazasından ya da başka bir şeyden ölebiliyor. Hatta yaşa bile bakmıyor ölmek. Yeni yeni yürüyen bir bebek bile olabiliyor ölen. 

Kazanılan para, alınan yeni spor ayakkabılar ölen anne babayı geri getirmiyor. 

Her tarz konağın duvarlarından sızıyor ölüm içeriye… 

Ölüm var işte! Kaçılmıyor! 

Bilgisayar oyunlarında, futbol maçlarında, çarşı buluşmalarında, klip izlemelerinde akıp giderken zaman, ölüm yaklaşıyor. Bizse hiçbir şey yapmıyoruz. Hala sadece her hafta izlediğimiz dizileri, okul derslerini, borçları, daha fazla parayı, yarının işlerini düşünüyoruz. Ölüm ve sonrasına hazırlık yapmıyoruz, inandığını söyleyenler olarak da yapmıyoruz. İnancımızı bile tartmıyoruz, eleştirmiyoruz. İnancımızla yüzleşmiyoruz. İnancımıza uygun yaşamadıkça, sadece inanç sahibi olmak hiçbir anlam ifade etmiyor.


İnsanlar, inandık demeleriyle bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar? (Ankebut Suresi, 2)


En büyük buluşmamızı unutuyoruz: 



Dönüş Allah’adır. (Fatır Suresi, 18) 

Apartmanın her katında güvenlik kamerası da olsa, ölüm el feneri ve hırsız başlığıyla girmiyor odamıza. Güvenlik kameralarında görülmüyor, yangın alarmlarında ötmüyor. Ne inşa edersek edelim, ne çok kazanırsak kazanalım, ölüm var. İleri tarihte bir yerlerde bizi bekliyor. Bugün atlatsak da, yarın muhakkak var. 


Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.

Maddiyat Yetersizdir, Ölümü ve Acziyeti Durdurmaz


Kuran’ın en büyük hatırlatmalarından biridir, ölüm. Herkes bir gün öleceğini bilir ama kimse bu gerçeği tam manasıyla idrak etmez. Herhangi bir soruya verdikleri evet/hayır cevabı kadardır etkisi. Çevremizden çok kere duyarız, dünyaya bir kere geliyoruz, diye. Her ne kadar bu cümleyle dünyada var olmanın bir kereliğine mahsus güzelliği vurgulansa da, bu cümleyi genellikle insanları bir anda coşturma amacıyla söylenmişken duyuyoruz. Genellikle de çoğu insan haftalık görevleri için yaşıyor. Ne dünyaya bir kere gelmenin anlamına varır insan, ne de var oluşunu derinlemesine sorgular. 

Ortalama bir insan bir ömür boyu çalışır, didinir durur. Okuluna, işine. İyi bir okul için, iyi bir iş için, daha çok para kazanmak için, o ayı daha rahat geçirmek için, çocukların masraflarını karşılamak için. Stresler doludur hayatında. Hep daha zengin olmanın hayalini kurar, daha da çok şey satın almak, dünyevi hırs ve arzularını yerine getirmek için… 

Kuran’ın hatırlatıp, insanların çok kere unuttuğu bir şeydir, ölüm. 


Her ne kadar çok şey satın alsa da, ölüm karşısında satın alabileceği bir kaçış yoktur insanın. Sadece maddiyat yetmez insana. Hastalık karşısında, yataklara düştüğünde, kasları ağrıdığında, yaşlandığında, beli büküldüğünde, eklemleri yavaşladığında, uykusuz kaldığında, başı ağrıdığında…

İnsanın ayakta kalmak için ihtiyaç duyduğu duygular vardır. Sevilmek gibi. Ama ofisinin kapısındaki unvandan ötürü ceket ilikleten bir saygıya değil, samimi bir sevgiye hasreti vardır insanın. Fotoğraflarını paylaştığında diğerlerine nispet olsuna değil, sıkışıp kaldığında bir dost muhabbetine, içten gülmelere, neşeye ihtiyacı vardır. 

Maddiyat, pek çok şeye yetmez. Ölüme karşı durmaya ise hiç yetmez. Huzura ihtiyacı vardır insanın. Stresli kalabalıklar kafasına üşüştüğünde, uzaklaşmaya ihtiyacı vardır…


İnsan ne kadar çok kazansa da, ne satın alsa da, parasıyla ne kadar güven sağlamaya çalışsa da en sonu nihai ölümdür dünya yaşamının. Uçak daha güvenli olsa da, evin kenarları güvenlik kameraları ve çelik duvarlarla örülü olsa da ölüme engel olunmaz. 

Bir kaç senelik gençliğini zengini de fakiri de depresyonunda, kendini uyuşturma peşinde harcarken yirmi beşinde, kırk beşinde hep ölüm vardır. Beyin, öyle bir şeydir ki, bir kere düğüm olduğunda, kalp acıdığında; insan sıkışıp kalır, alanları daralır. 

Kuran, insana ibret olsun diye acizliğini hatırlatır. Şaşmaz gerçeği de: 

O saat elbette gelecektir. (Hicr Suresi, 85) 

Neye imrenilirse imrenilsin şu hayatta, takvadan başka, gelip geçicidir ve yıkımdır. Yıkımdır, çünkü hayatının sona ermesi ile yıkılır, biter.

İnsan kendine dev malikane de kursa; tekerlekli sandalyeye düşmeyeceğinin, kanser olmayacağının, gerçek sevgiyi bulup bulamayacağının, gece ışıklar söndüğünde iyi bir uyku çekip çekemeyeceğinin garantisi yoktur. Bazısı ise basit görünen sorunlarından kaçmak için, pisliğin içine battıkça batar. Sorunları aslında hayatlarında Allah’ın olmayışıdır, fakat farkına bile varmazlar neyin eksik olduğunun. Her şeyleri tamdır, sevgili tamamdır, ceket tamamdır, iyi anne baba tamamdır, ama bir şey eksiktir ve o eksiklik içine derin bir boşluk duygusu ve manasızlık verir. İşte böyleleri, neleri olsa da güçsüzdürler. Allah yoktur çünkü hayatlarında.

İnsan, bir kere geliyorum, dediği şu hayatında manevi donanım kazanmaktansa, maalesef bu hayatı ölüm gerçeğine rağmen maddi şeylerle geçirmeye çalışır. Önce bu hayatta tatminsizlikle mutsuzlaşır, sonra ahirette mahvolur.



Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.