30 Temmuz 2014 Çarşamba

Kibrimizle Kurduğumuz Uçurumlarla Dolu Dünya Hayatı


Allah’ın ayetleri olmasa, bu dünyaya nasıl sabredilir? Herhalde karanlıklar içinde depresyonlarda, vücutlarına kibir yuvalayarak, oyun ve eğlencelere dalarak görmüyorlar ibret verici gerçekleri… Kendilerinin aslında acınası olduklarını göremiyorlar kibir yüklü duvarlarından ötürü… 

Bazen zor sabrediyorum gördüklerime karşı. Gördüklerimin diğer bir arkasında, ardında bambaşka manzaralarında olduğunu bildiğimden… Madalyonun iki yüzü derler ya bu dünya tam da böyle, bir yüzünde süsler ve ışıklar; bir yüzünde sefalet, açlık, yoksulluk, hor görülmüşlük ve itilmişlik. 

Sokaklar kurduk, süslü süslü caddeler inşa ettik, kendimize ahşap sandalyeli kafelerde yer bulduk, gelen geçenle eğlendik, giyindik takındık. Sokakların arkasında mahalleler vardı, araba jantlarımızın elmas gibi ortasında parıldayacağı mahalleler… 


Dışarı çıkıyorum, insanlar gülüyor, ben yerimde oturuyorum, olan biteni seyrediyorum, insanlardan duyduğum alabildiğine sığ muhabbetler, ayakkabılarında dünyayı taşır sanarcasına yürüyen kadınlar, kredi kartlarından ve biletlerinden ibaret adamlar, masaların birinde duruyorum, savaştan yıkıntıdan sıyrılıp kirin ve yoksulluğun içine düşen bir kadın geliyor yanıma. Utanıyorum o gittikten sonra içeceğimi yudumlamaya. Onun çiçek desenli kıyafetleri yok ondan güzel değil görmezsiniz, ilüzyonlar satın alamaz, orada vakti olmadığından değil parası olmadığından oturamıyor, kaderi bu, her birimizin böyle olmasında payı olduğumuz kaderi… O bizim ayak bastığımız kalebodurları paspaslamak zorunda. 

Su Deposu-Kenya

Çok uzak değil, yoksulluk bizim sokaklarımızın arkasında. Ev duvarlarımızdan görmüyor olabiliriz, olsun dev ekranlarımız var seyredebileceğimiz. Yoksulluğu, imkansızlığı, dışlanmışlığı, insan gibi yaşamamayı ekranlarımızdan görebiliriz; o da bir diğer güldüren görüntüye geçene dek! 

Belki biz görmüyoruz ama çok çok yakınımızdalar. 

Biz bilmiyoruz, arabamızla yirmi dakika sürer gitmemiz, onlar süt alamıyorlar çocuklarına. Elektrik ne ki? İçecek temiz bir su var mı ki? Çay yapmaya çay poşetleri var mı, hayır, bu evde çay poşetleri bir lüks. 

Bir tarafta kırık dökük, bir tarafta ışıltılı sokaklar..Bir tarafta sefalet, bir tarafta büyük yakalar. İşte kibrimizle kurduğumuz dünya! 

Birileri kibir yüklü halleriyle, gösteriş budalalığıyla, çürümeyi bekleyen bedenlerine hayranlıkla, kendilerini sergilemeye çalışırken; birileri daha çocuk yaşta çalışmak zorunda. Çöpten yemek aramak zorunda. 

Birileri yaşlarına bakmadan kral, prenses, eşsiz bir pırlanta, harikalık sanarken kendini; diğerleri çocuk hayallerinde pilot. 

Çok uzağa gitmeye gerek yok, Orta Doğu sokaklarındaki çocukların yüzünden okumaya gerek yok bu adaletsizliği, doymak bilmez iştahımızı, kibir boyalarımızı, imkansızlığı, yoksulluğu… Meksika’nın seks-uyuşturucu bataklarında, çocuk yurtlarında tacizden kurtarılan çocuklarda okumaya da… Bir aynada kendimize, bir de sokaklarımızın arkasına bakmak yeter. Belki iki yüzünü de görürüz benliğimizin… İki tarafı olan kentimizin… 

Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah’ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar? (Nahl-71) 

İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar: Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür. Oysaki, dönüş yalnız Rabbinedir! 
(Alak- 6,7,8) 

Belki iki yüzümüzden de, kibrimizden de vazgeçeriz…


Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.