24 Nisan 2015 Cuma

Müminler, Dünyevi Zevklerden Mahrum mu Kalır?


Bağnaz uydurmalar yüzünden insanların aklında ”İslam’ı yaşamak” denince dünyevi zevklerden mahrum kalınan, her şeyden keyif almayı engelleyen bir yaşam biçimi canlanıyor maalesef. Bunun öncelikli sebebi, Kuran dışında hurafe ve uydurmalarla dolu hadis kitaplarında geçen ifadeler. Bazı zihniyetler bu uydurmalara öyle saplanmış ki; sanatı, müziği, denize girmeyi bile dinden çıkma sebebi görmekteler. Oysa Kuran’a baktığımızda müzik, sanat, estetik mimariler, heykeller, satranç oynamak, resim yapmak bunların hiçbiri Kuran’ın onaylamadığı pisliklere dikkat çekmediği müddetçe yasak değildir. Örneğin, zina tasavvuru yapılmamış, doğa güzelliklerinin çizildiği bir resim gayet hoştur, herhangi bir İslami yasağı yoktur.
Kuran’da Süleyman Peygamber’in sarayı için heykeller yaptırmasından da estetik bir biçimde mimari oluşturmanın Kuran dışı olmadığını anlıyoruz. 

Bazıları zekat ile ilgili ayetleri ”ihtiyaçtan fazlasını vermek” diye çevirdiğinden bazı şeyleri satın almak ya da kullanmak konusunda ise insanların kafası karışıyor. Oysa bu çeviri yanlıştır. Allah ”gönülden bağışladığımız kadarını” infak etmemizi söyler. Beş bin lira gelirli iki farklı müminin biri bin lira zekat verebileceği gibi diğeri beş yüz lira verebilir. Bunun bir kısıtlaması da zorunlu ve ya belirli bir miktarı da yoktur. Herkesin yaptığı hayırların karşılığını Allah hesap gününde verecektir. ”İki gömlek bana yeter, üçüncüyü alamam” gibi bir anlayış İslami olmadığı gibi; hiç kullanılmayacak giysileri satın alıp bir nevi çöpe atmak, taze rızıkları dolapta çürümeye bırakmak gibi şeyler israftır. İsrafa giren şeylerden uzak durulmalıdır. Mümin, lüks olarak adlandırılan bir şeyi kullanabilir. Lüks ile israfı karıştırmamak, o aradaki ince farkı iyi kavramak gerekir. İsrafa kaçan şeyler yasaktır. 

Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez. (Araf-31)

Hem sakınarak, ölçülü bir şekilde hem de güzel ve temiz giyinmekte Allah’ın Kuran’da bildirdiği bir davranış. Süs eşyaları, güzel kumaşlar, güzel giysiler bunların hiçbiri mümin kimseye yasak değil. Sıcak havalarda pardesü kullanmak, başörtüsü takmak gibi şeylerin Allah’ın ayetlerine baktığımızda hiçbir tavsiye niteliği yok. 

 De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş?” De ki: “Dünya hayatında inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler.” Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyoruz. (Araf-32)


Kuran’a göre eski kavimlerin bıraktığı kalıntıları ziyaret ederek ders çıkarmak bir emirdir. Bizler örneğin, Mısır’daki eski insanların bıraktığı tarihi eserleri görmeye gidip ders çıkardığımızda Kuran’ın bir tavsiyesine uyuyoruz. Bu da yeryüzünde gezintiye çıkmanın, yeni yerler görmenin İslam’a yakışır bir davranış olduğunu gösteriyor. Dışarıdan duyduğumuz ”Işid Asur kentini yağmaladı” gibi haberler gösteriyor ki, Işid Kuran’ı anlayarak okusaydı eski kavimlerin eserlerini yağmalamak yerine, onların bıraktığı eserlere bakarak ibret alırlardı. 

Ayrıca, denizin keyfini de bir mümin çıkartabilir. Allah’ın sınırlarını gözettiği müddetçe elbet. 

Allah onca güzel tatta rızıklar yaratmış. Mümine helal olan harika bir sürü tatta meyveler, tatlılar, leziz et yemekleri, bal, portakal, incir sunmuş; çeşit çeşit içecekler de sunmuş. Allah balı, portakalı, peyniri, çikolatayı yasaklamıyor ki. Yasakladığı, yemekten içmekten uzak durmamızı istediği haram olan şeyler neler bakalım ayetlere: 

Allah size leşi, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Ama zorda kalanın, sınırı aşmadan, şuna-buna haksızlık ve tecavüze gitmeden yemesinde kendisi için günah yoktur. Allah çok affedici, çok merhametlidir. (Bakara-173)

Leşin, kanın yasak olmasının kısıtlayıcılığı nedir ki? Allah böylece bize lezzeti, temizi, güzel olanı sunuyor. Bunca leziz balık, koyun, dana, tavuk, hindi, bıldırcın eti varken domuz etinin yasak olması şahsen benim hiç ağrıma gitmiyor, çoğumuz bunca güzel hayvansal gıda varken domuzu aramıyoruz bile. 

İnananlar! Sarhoş edici maddeler, kumar, şans oyunları, fal okları, tapılmak için dikilen taşlar şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan sakının ki kurtulasınız. (Maide-90)

Bir de diğer bir konu var, Allah’ın insanları alkollü içeceklerden, uyuşturucu kullanmaktan uzak durmasını bildirmesi. Şahsen, Allah’ın indirdiği dini öğrenmeden, İslam’a uzak yaşarken içki içen birisi olarak söylüyorum ki; portakal, nar, üzüm, vişne suyu, süt, limonata, kahve gibi bunca çeşit leziz içecek dururken; baş ağrısı yapan, bilinci örten, acı ve mideye damağa iğrenç tat veren bir içeceği Allah’ın yasak etmesi gayet hoş değil mi? Allah bizi iyi olana, güzel olana yönlendiriyor, merhamet ediyor. Böyle acı bir içeceği aramanın mantığı nedir ki zaten? Bahsedilen acılık, o harika gıdalarda sevdiğimiz acı da değil ki; tatsız, mide bulandırıcı alkol acısı. Sözde elit mekanların, özel gecelerin pahalı içeceği olarak satılmasa; pek çok kişinin alkolü ”bir şey” sanacağını düşünmüyorum. Ün sahibi kişiler alkol kullanmasa ya da gösteriş merakı ile içilmese; çoğu kişi alkole tenezzül etmezdi bence. Mesele ”bakın ben içiyorum” gibi bir algının havalı ya da aykırı durduğuna inanmakta. Gece boyu kusmayı, kendini kaybetmeyi, baş ağrısı ve iğrenç mide hissi ile uyanmayı ”aykırılık, eğlence, hayata karşı aykırı bir duruş” olarak görüyorsanız bu sizin ”probleminiz”. 

Birileri kumar oynamaktan tatmin olabilir ama gerçekçi düşündüğümüzde, kumar maddi-manevi büyük yıkıntılar doğurur. Allah’ın bizi bunlardan uzak tutması bize karşı merhametidir. 

Alkolü, kumarı alışkanlık edinmiş; tedavi gören bir yığın alkol bağımlısı var. Terapi gören kumarbaz kimseler de var. Mümin kimse, Allah’ın dediği gibi çirkin işlerde ısrarcı olmaz. Kötü bir hata işlemişse; tövbe etmeli, Allah’ı hatırlamalı ve doğru davranışta bulunmakta ısrar etmelidir.

Allah ”zinayı” yasaklıyor. Bu da bazı insanların gözünde hoş karşılanmıyor. Allah cinselliği yasaklamıyor ki, zinayı yasaklıyor; nedir bunun tantanası yani? Sanırsınız Allah müminlere cinsel ilişkiyi, cinsel zevki yasaklamış, böyle bir şey yok ki. Allah, müminlere temiz, iffetli olmayı söylüyor. Temiz, iffetli eşler ile cinsel birliktelik yaşamalarını bildiriyor. İçinde manevi değerlerin de olduğu, birbirini ”sadece et yığını olarak görmeyen” evlilik anlayışına yönlendiriyor. Allah, insanın sadece yemek, içmek, cinsel hayat gibi biyolojik ihtiyaçlarının olmadığının, aynı zamanda psikolojik açıdan doyurulması gereken, zihnen ve kalben doyum arayan, anlam arayışında bir varlık olduğunu bildiğinden; Allah’ın bizim için çizdiği sınırlar, izin verip/vermediği şeyler, aslında tamamen bizi her yönümüzle tamamlayan, en uygun, en tatmin edici ve en mutlu yaşam biçimi.

Dikkat ettiyseniz, Allah, hep, kötü olandan koruyor. Daha iyi, hoş, keyifli bir yaşantıya yönlendiriyor. Pis işlerden uzak durmayı öğreterek; insanlar arasında sevgiye, dostluğa, saygıya, iyi niyete dayalı ilişkiler kurulmasını sağlıyor. Gerek eşlerin arasındaki sadakat, sevgi, şefkat ya da başkalarına olan saygı hep Allah’ın öğrettiği erdemlere bağlı kalınarak sağlanıyor.

Allah kan dökmemeye, bozgun çıkarmamaya, dürüst olmaya çağırıyor. Başkasına iffetsiz bakışlar atmamayı, başkasını da iffetsizce tahrik etmeye çalışmamayı, art niyetsiz olmayı bildiriyor. Ne olursa olsun adaleti ayakta tutmayı emrediyor. Kadınların, yetimlerin haklarını muhafaza ediyor. Köleliği kaldırmaya yönlendiriyor. 

Normal zamanlarda serbest olan fakat bazı özel ibadetler için yapılması yasaklanmış dünyevi zevkler de var elbette. Bunları hatırlatmak, İslamı gerçekçi bir şekilde ortaya koymamız için de önemli. Ramazan ayı (oruç) ibadeti, Hac ibadeti gibi özel ibadetlerde; başka zamanlarda serbest olan dünyevi bazı nimetlere Allah’ın kısıtlamalar getirdiğini görüyoruz. Bu ibadetlerin manevi değerleri çok büyüktür. Allah karşılığını verecektir. Bu ibadetlerdeki özel esnekliği de görelim. Hac ibadeti sürekli yapılan bir ibadet değil zaten, oruç ibadetinde de iftar saatine girildikten sonra yemek, içmek, cinsel birliktelik serbest. Örneğin, Allah tüm bu ay boyunca cinsel ilişkiyi yasaklayabilirdi ama öyle yapmamış. Gündüz yasaklarken, gece serbest kılmış.
 Şunu hatırlatmakta fayda var ki, ”hadisler” Peygamberin söylediği sözler değildir. ”Peygamber söyledi” denilerek atılan iftiralar, uydurmalardır. Hadis kaynakları hem kendi içinde hem Kuran ile bir yığın çelişki içindedir. Üstelik Kuran, ”hadis” diye ayrı bir hüküm koyucu söz yığını olamayacağını, Kuran’dan başka bir yerde Peygamberin bildirdiği dini hükümlerin olamayacağını ayetleri ile kanıtlar. Elbette hadis kaynaklarında hoş cümleler de olabilir. Fakat, bunların da Peygamberin ağzından çıkıp çıkmadığını net olarak bilemeyiz. Kuran ile çelişmemeleri dini bir kaynak oldukları anlamına da gelmez. Kuran ile çelişmeyen, öğüt veren güzel atasözleri, özlü sözler, kitap sözleri, film replikleri de vardır.

Yazıda verdiğim örnekler benim aklıma ilk gelenler. Elbette daha pek çok örnek vardır. 
Bu yazıya paralel olarak başka yazıları da tavsiye etmek istiyorum. 

Yazıda bir müminin, sakınmak şartı ile denize girebileceğini yazdım. Bu konu hakkında ayrıntılı olarak, denizde ne giyinmeli vs gibi sorulara cevap niteliğinde, önemli bulduğum yazıyı okumalısınız. Haşema gibi bir kıyafet değil, başka alternatifler anlatılmış:
Kuran'a göre kadınların nasıl giyinmesine dair şu yazımı: 
Başörtüsü ve kapanma mevzusu hakkında geniş bir çalışmayı :


Lüksün israf olmadığını, lüks ile israf arasındaki ayrımı daha iyi anlamak için şu yazıyı: http://www.diniyazilar.com/2011/05/luks-israf-degildir/
Tarihi yerler gezmenin Kuran'ın bildirdiği çok hoş bir ibret vesilesi olduğu hakkında şu yazımı: http://evrendepinar.blogspot.com.tr/2014/08/bizden-oncekilerin-sonu.html
Peygambere, Allah'ın dinine atılan; Peygamber söylemiş gibi lanse edilen şeytani ''Hadis'' oyunu hakkında deliller için şu linkleri:
http://www.kurandakidin.com/category/hadislerinceliskileri/

http://www.kurandakidin.com/category/kuranagoredin/

Kuran'ın köleliliği kaldırdığına dair beğendiğim şu yazıyı:

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kuran-koleligi-kaldrmstr.html


önemle tavsiye ediyorum.

Beni Allah Var blogu ile ortak sitemizden de takip edebilirsiniz.



15 Nisan 2015 Çarşamba

Sonsuz Azap Adaletsizlik mi?





Bu dünya hayatının imtihan dünyası olduğunu ve tek gerçek amacın Allah’a layık bir kul olmak olduğunu idrak edemeyenlerin karşı çıkış sebeplerinden biri de en fazla doksan-yüz sene yaşayabilen insanın yaptıklarından ötürü karşılığında sonsuz bir azapla cezalandırılması ya da ödüllendirilmesidir.

”Elli sene Allah’ı umursamamanın ya da kötülük yapmanın bedeli sonsuz bir ceza mı olmalıdır? Belki de kötü bir insan biraz daha yaşasa iyi bir insana dönüşecek. Birine işkence etmediği müddetçe ateşte yakılma ile cezalandırılmaya da gerek yok bence.” gibi düşünceler ve sorulardan ötürü hayat amaçlarını pek çok kişi yerine getirememekte.

Bu konuya Kuran çerçevesinde baktığımızda aslında sonsuz azabın ya da sonsuz ödüllendirilmenin çok mantıklı ve adaletli bir karşılık olduğunu anlarız.

Öncelikle bu dünya hayatı aslında insanın kendi benliğiyle bire bir yüzleştirilmesinin sağlandığı yerdir. İnsan, bu dünyada yaşayacak ve hesap günü geldiğinde gerçekten iyi biri mi yoksa kötü biri mi olduğunu hesap defterinden okuyacak.
İnsanın kendi benliği ile yüzleşmesi derken şunu kastediyorum; iyi bir benliğe mi yoksa kötü bir benliğe mi sahip, işte bunun kendisine kanıtlanacağı yerdir burası. Zamandan münezzeh olan Allah elbette kimin cennet ve ya cehenneme layık olduğunu biliyor.

İnsan ya sonsuz azaba layıktır ya da sonsuz ödüle. Peki biz hangisiyiz? İşte bu gerçeğe bize verilen sürenin sonunda hepimiz şahit olacağız. Bu sürenin sonunda anlayacağız ki biz ya iyiyi hak ediyoruz ya da kötüyü. Yani benliğimiz iyi mi kötü mü bu belli olacak. Biz eğer sonsuza kadar bu yeryüzünde yaşatılıyor olsak da işte bu iyi ve ya kötü olan benliğimiz ile devam edecektik. İster elli sene, ister bin sene, ister sonsuz… Bizler, iyilerden miyiz yoksa kötülerden mi yolun sonunda kendimize karşı açığa çıkartılacak. Bunu görmemiz ve anlamamız içinse Allah bize verdiği sürenin yeterli olduğunu bildiriyor.

Dediğim gibi, zaten Allah da bizlere öğüt alabilmemiz için yeterli bir süre verdiğini ve kötüleri tekrar dünyaya gönderecek olsa bile onların tekrar kötülük işleyip sapacaklarını bildiriyor.



Ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: “Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek.” İşin doğrusu şu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları şeyi mutlaka yineleyeceklerdi. Doğrusu, onlar, tam yalancıdırlar. (Enam-27,28)


Allah’a kulluk edilmediğinden ötürü cezalandırılmayı da gene bazısı canice buluyor. Eğer kendi kafamıza göre ahlak yasaları belirlersek pek çok davranışın iyi mi olduğu kötü mü olduğu belirsizleşecektir. Örneğin, kimi ateiste (Allah’a inanmayana) göre ensest iğrenç sapıkça bir şeyken, bazısına göre olağan, normal bir şeydir. Bizim keyfimizce bir davranışı iyi ve ya kötü bulmamız, o davranışın gerçekten iyi mi kötü mü olduğuna dair bir şey belirtmez. Eğer haşa Allah’ı reddedeceksek, ahlak yasalarının bir manası kalmaz. Ateist bir bakış açısıyla, ahlak anlayışından bahsedilemez. Bir şeyin iyi ve ya kötü olduğuna dair yargıda bulunmamız için görüldüğü gibi insanlardan bağımsız bir merciye, referansa ihtiyacımız var. 


Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (Enam-114)

Eğer Allah’ın adaleti yoksa şu hayatta çocuk tecavüzcüsü ya da masum insanlara işkence eden biri olmakla, bunları yapmayan bir insan olmanın bir farkı yok. Üstelik akıbetler de aynı: Ölüm.

Oysa hepimiz çocuk tecavüzcülerine en ağır bedeller ödetmek konusunda hemfikiriz. İşte Allah’ın adalet sisteminde böylesi iğrenç insanlar müthiş şiddetli bir azapla cezalandırılırken; Allah’a bağlı, hayır ve barış seven insanlar ise ödüllendirilir.
Cehennem, kötü bir benliğe sahip olanların sonsuza dek sürecek yeni yaşama yeri. Bahsettiğim gibi, olay insanın benliğinin kötü mü yoksa iyi mi olduğunun açığa çıkartılması aslında. Bu da kişinin kendisi ile yüzleştirilmesi, irade sahibi kılınması ile anlamlanıyor. Cehenneme giden kişi, kötü benliğin getirisi olan kötü benliğinin bedelini ödemiş oluyor. ”Cezasını çekti artık cennete gitmeli” gibi bir anlayış ise çok saçma, çünkü kişi cezayı temizlenip daha sonra cenneti hak etmiş olmak için azaba girmiyor ki, kötü benliğinin karşılığı olan yaşamı yaşıyor, kötü olmasının sürekli bedelini ödüyor. Kişi hiçbir zaman cenneti hak etmiş olmuyor ki, biraz yanıp cennete çıkarılsın. ”Ben azap çektim şimdi iyi bir kişi oldum. Cenneti hak ettim.” gibi bir durum yok. O kötü biriydi, Allah’a nankör olan biriydi, kötülerin tarafındaydı, dolayısıyla Ahirette de yeri kötülerin tarafı. Dahası azap çekerken iyi bir insana dönüşmüş olmuyor, temizlenmiş olmuyor, kötülüğünün hak ettiği şeyi yaşıyor. Cehennemdekiler için geçerli olan mantık şu : ”Ben kötü bir benliğim ve hak ettiğim hayatı yaşıyorum burada. Bu da böyle sürecek.”

50 yıl yaşamış ve hala kötülükte ısrar eden birisi için çıkıp da biraz daha yaşasaydı belki iyi biri olacaktı ve cehennemi hak etmeyecekti demek oldukça saçma görünüyor. Kuran’a göre, adam kötülük üzerine ölürse, yaşamına devam etse bile kötü olacağı yönünde delil vardır. 50 yıl da iyi biri olmak için yeterli. Hatta bundan azı da oldukça yeterli elbette. Kuran, öğüt alınabilecek bir süreyi yeterli görüyor.
Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım.” Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık. Fatır Suresi, 37
En fazla 100 sene yaşayan bir insan için, dünyalık bir görüşle, 50 yıl gayet uzun bir süre aslında. 50 yıl iyi olan bir sürü insan varken, birinin kötü insan olması bahane değil, neden o süre içerisinde iyi bir insan olamadığı sorgulanmalı, bunda da kişinin kendi iradesinin sorumlu olduğu gayet açık. O kendini bir halt zannedip kötü biri oldu, kötülüğü seçti ve cezasını çekecek, hepsi bu.
Özetle, Kuran’a göre, biz 50 sene kötülük yaptığımız için değil, kötü bir benliğimiz olduğu için cezalandırılıyoruz.
Dua’m. Allah bizi cehennem halkından olmaktan korusun. Benliğimizi kötülerden değil, iyilerden kılsın. Bizi kötülüklerden arındırsın. Bizi iyilerden kılsın önce rızasını daha sonra da cenneti bağışlasın bize inşallah…
Bu yazıma şöyle bir itiraz gelmişti:
Kardeşim, madem hepimiz mutlak iyi ve mutlal kötü varlıklarız, neden tövbe etmemiz isteniyor? Neden kötülükten iyiliğe adım atmamız isteniyor. Hıristiyan olan, Müslüman olunca neden affediliyor?
Dahası madem mutlak iyi ya da mutlak kötüysek niye bazılarımız ilk önce cehenneme gidiyor, cezası bitince cennete geçiyor? Mutlak iyi yaratılmış insan neden cehennem azabı çekiyor?

Bu itiraza şöyle bir cevap verdim:
Selam. Sorularınıza Kuran’a göre cevaplar:
1. Hepimiz mutlak iyi varlıklar değiliz, yazıda da öyle bir şey denmiyor. Mutlak iyi olmakla, ”iyi bir benlik” sahibi olmak başka şeylerdir. Mutlak iyi kişi demek, sadece iyilik sergileyen, her zaman iyi olan, asla kötülük barındırmamış, hata yapamaz kişi demektir. Oysa Kuran’a göre iyi bir benlik sahibi olan kişiler, hep iyilik sergileyecek asla kötülüğe dair bir şey sergilemeyecek diye bir tanım yoktur. Tam tersine iyi bir benlik sahibi olarak ifade edilen kişilerin de ufak kötülükleri, ufak hataları vs olabileceği Kuran’da anlatılır. İyi bir benlik sahibi olmak, genel anlamda hayatını Allah’ın buyruklarına göre, emirlerine, genel anlamda iyilik tarafında ve iyi insanlardan olma arzusunda yaşamak anlamındadır. Çirkinlik sergileyince, bundan utanç duyup, bir daha tekrar etmemek üzere adım atmak ve tekrar etmemektir. Yazıda da iyi bir benlik sahibi olanların, asla kötülük yapmayacağı, günah işlemeyeceği söylenmiyor zaten.
Kötü benlik sahiplerinin de hiç iyi fiiller sergilemeyeceği, iyilik yönünde bir şeyler göstermediği anlamında bir şey yazmıyor.
Kuran’a göre cehennemlik olanlar iyi fiiller işlemişlerse bile, benliklerinin kötü olmasından ötürü, iyi fiilleri kül olup savrulmuş kişilerdir. Bir insanın kötü benliğe sahip olmasına rağmen, iyilikler sergilemesi Kuran’a göre onu iyi bir kimse yapmaz.
Kuran’a göre cennetlik olan müminlerin küçük günahları, küçük hataları vardır, bunlar da Allah tarafından affedilmiştir. Hatta Kuran’a göre Peygamberlerin bile hataları vardır. Muhammed Peygamberin kör bir insana tebliğ yapmak yerine, yüzünü ekşitmesi gibi, Musa Peygamberin de kötü bir insanı savunması hakkında ayetler vardır, Musa Peygamber daha sonra af dilemiş, tövbe etmiştir.
2. Tövbe kapısının olması, zaten insanın kötü olan benliğini iyi olma yönünde temizleme gayretine ve bu konuda Allah’a sığınmasına örnektir. Kötülüklerden iyiliğe adım atmamızı Kuran’da Allah buyuruyor. Kendimizi düzeltmemizi defalarca kez bildiriyor. Zaten dünyada iken kendisini düzeltme gayreti duyan ve bunun için çabalayan kişi iyi olma yolundadır, benliğini temizlemiş ve iyi bir kul olarak ölürse, zaten o ”iyi bir benlik sahibidir”. Kibir gütmemiştir, eski kötülüklerin affına Kuran’da örnekler vardır. Bir insanın kötü bir benliğe sahipken iyi bir şeyler göstermesi onu iyi bir insan yapmayacağı gibi; aslında iyi olan bir insanın bazı kötü davranışlar göstermesi de onu Allah nezdinde hemen kötü bir benlik sahibi yapmaz. Yapsaydı, zaten o kişi cehenneme giderdi. Müminler de mutlak, tamamen iyi olan kişiler değillerdir, onların da ufak hataları olabilir yani, Kuran’a göre özetle.
Tövbe etmek, temizlenmek için, işlenilen çirkinliği ya da büyük hatayı bir daha yapmamak için Allah’a söz vermek demektir. Kuran’a göre, zaten bu kötü benlik sahipleri, tövbe etse, çirkinliklerini bir daha sergilemese, bunun için de hele ki Allah’a kuvvetle yönelseler, zaten kötü bir benlik sahibi olmaktan çıkacak, iyi bir benlik sahibi olacaklar. Ama Kuran’a göre bu kötü benlik sahipleri zaten yeterince Allah’a yönelmeyen ve yaşamını sürdürse bile Allah’a yönelmeyecek, kötünün tarafında olacak olan kişilerdir.
3. Kuran’a göre kendisini Hıristiyan olarak ya da Yahudi olarak tanımlayan, Allah’a şirk koşmadan iyi şeyler üreten, ve sadece Allah için ibadet eden bazılarının da affedileceği, onların da Allah katında ödülleri olduğu Kuran’da açık açık yazıyor.
Bu konuda ayrıntılı yazı için buyurun, bu yazının altına da yorum attım inşallah.
4. ”Dahası madem mutlak iyi ya da mutlak kötüysek niye bazılarımız ilk önce cehenneme gidiyor, cezası bitince cennete geçiyor? Mutlak iyi yaratılmış insan neden cehennem azabı çekiyor?”
Bu söyledikleriniz tamamen zandır. Kuran’a göre önce cehennemde azap görüp daha sonra ceza bitince cennete gitmek gibi bir şey yoktur. Önce Kuran’ın ayetlerini okuyun zan ile konuşmadan evvel. Ayrıca, insan mutlak iyi yaratılmış diye de bir şey yoktur, yukarıda ayrıntılı anlattım, üstelik kişi iyi bir insan mı kötü bir insan mı olup olmamasını, kendi nefsi, vicdanı, aklı ile hür bir şekilde; aklını ve kalbini işleterek, bu yönde fiiller işleyip, Allah’a yönelerek belirler. Kişinin Allah’a yönelmesi de önce kişinin kendi seçimi ve isteği olur. Allah, kişilerin bireysel seçim ve çabalarına onay getirmiş olur, yani kişilerin iradesine karışmaz.

Allah Var blogu ile ortak sitemizden de beni takip edebilirsiniz.