29 Haziran 2016 Çarşamba

Sabah Namazı Vaktinde, Anlayarak Kuran Okumak, Bütün Müslümanlara Farzdır!



Kuran ile aramıza çizilen hain sınırlar malum. “Siz bu kitabı anlayamazsınız, Kuran’ı okumak şart değil” gibi zırvalıkları çoğu kere duymuşuzdur. 

Kuran’ın bizzat kendisine baktığımızda ise, Kuran’ın okunmasının tüm Müslümanlar üzerine farz olduğunu üstelik de anlayarak, ne yazdığını idrak ederek okumanın farz olduğunu görmekteyiz. Allah; Kuran’ın anlaşılması için kolay olduğunu belirtmektedir. Anlaşılarak okunmamasını da vurucu bir biçimde eleştirmektedir: 

Peki bunlar, Kur'an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde o kalplerin kilitleri mi var? 
(Muhammed Suresi, 24.ayet) 

Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! 
(Kamer Suresi, 17, 22, 32, 40.ayet) 

Görüldüğü gibi, Kuran’ı anlayarak okumamız ve üzerinde düşünmemiz şart. 

Üstüne üstlük de her gün okumamız emredilmiştir! 

Allah, İsra Suresi 78.ayette, tüm Müslümanlara fecr vaktinde Kuran okumayı emretmiştir. Ayette, Kuran okunması için belirtilen vakit fecr vaktidir, fecr vakti sabah namazının kılındığı vakittir aynı zamanda. 

Fecr vakti, ufukta, beyaz bir iplik halinde ilk ışıkların belli olması ile başlar, beyaz iplik gecenin siyahından gözümüzle apaçık bir biçimde ayırt edilir; bu vakitten başlayarak güneşin ufukta doğuş anına dek devam eder. Yani, sabah namazı için kalktığımız vakit, aynı zamanda Kuran’ı anlayarak okumamızın emredildiği özel bir vakittir. 

Sabah Kur'an'ını da gözet. Çünkü sabah Kur'an'ı tanıklarca izlenmektedir. 
Kur’anel fecri, inne kur’anel fecri kane meşhuden. 
(İsra Suresi, 78.ayet) 

Bunun haricinde de, elbette, bir Müslümanın ilmini arttırması, Kuran’ı düşünmesi emredildiğinden; başka zamanlarda da Kuran’ı okuyup düşünmesi, Kuran hakkında araştırmalar yapması hayrı çok yüksek bir davranış olacaktır.

24 Haziran 2016 Cuma

Emrolunduğun Gibi Dosdoğru Ol!



Emrolunduğun gibi dosdoğru ol, seninle birlikte tövbe edenler de... ve azgınlık yapmayın. Çünkü, O, her ne yaparsanız görmektedir.  
(Hud Suresi, 112.ayet)


Allah, bu ayetinde müminlere doğru istikamet üzerinde olun, yani dosdoğru olun diye bildiriyor. Doğru istikamette olmak demek, herhangi bir konuda Kuran’a uygun olmak demektir.

Yani Allah mümine diyor ki, bazı emirlerimde süperken bazılarında yamuk yumuk olma, hepsinde takvalı ol, mümine yaraşır ol... Kuran'da çizilen bütün profile uy, bütün emirlerimde tastamam ol. Birinde başarılı diğerinde başarısız olma.

Bir an bakınca insana zor geliyor, ibadetlerimi gereğince yerine getiremem, şu emre layıkıyla uyamam gibi... Oysa bu düşünceler Kuran'a göre kocaman bir hurafeden ibaret. Bunun kocaman bir kuruntu olduğunu, Allah'ın bizlere taşıyamayacağımız bir yük yüklemediğini bildirdiği ayetlerden anlıyoruz. Allah bize Kur'an'ı Kerim'i indirmiş, O'nu anlayarak okumamızı ve içinde yer alan her emri uygulamamızı buyurmuştur. Bu bize yüklediği bir sorumluluktur ve Allah taşıyamayacağımız bir yük yüklemediğini de bildirdiğine göre; bizler emrolunduğumuz gibi dosdoğru tastamam bir kul olabiliriz. Kuran'daki bütün buyruklara sıkı sıkıya bağlı bir kul olabiliriz. Gösterildiği gibi, Allah'a tam anlamıyla sadakat gösteren dört dörtlük müminler olabiliriz. Hedefimiz de bu olmalı. Üstelik Allah, dini bizim için kolaylaştırdığını da söylüyor, demek ki her konuda dosdoğru olmamız, istediğimiz ve gayret gösterdiğimiz takdirde, aslında bizim için zor olmaktan çıkacak.

Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır.
(Hacc Suresi, 78.ayet)

Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez/teklifte bulunmaz.
(Bakara Suresi, 286.ayet)

İmanını gittikçe kuvvetlendiren, yavaş yavaş Allah yolunda gayret gösteren insan görecektir ki, Allah'ın izniyle gayret ve istek gösterdikçe, iyice düşünüp, iyice ve güzelce Allah'ın sözünü tutup, uyguladıkça takva artıyor.

Gönülden bir şekilde, samimi olma gayretiyle; Allah'ın her emrini bünyesinde taşımak ve doğru olana yönelmek isteyenlerin akıllarına Allah'ın şu vaadi gelsin inşallah:

Sana, en kolay olanı kolaylaştıracağız. 

(A'la Suresi, 8.ayet)

7 Haziran 2016 Salı

Sahur ve İftar Vakti Ne Zaman?



UYARI: Bu çalışma, Ali Tuna Tanyıldız’a aid olmakla birlikte, tarafımdan bazı eklemeler yapılmıştır.

Her yıl ramazan ayı girdiğinde sahur ve iftar saatleri tartışma konusu olur. Aslında ayetler üzerine biraz araştırma yapsak oruç ile alakalı onlarca soruyu sormaz ve çok kolay bir şekilde cevaplar bulabiliriz.

Oruç SİYAM kavramı ile ifade edilir. Siyam Arapça da olduğu gibi diğer akraba dillerde de KENDİNİ TUTMA anlamına gelir. Ayetlerde bu kavramın içi doldurularak kendimizi tutmamız gereken şeylerin ne olduğu açıklanır.


Oruç ne zaman başlar?  Ne zaman biter?
(Bakara Suresi, 187.ayet):
Oruç gecelerinde kadınlarınızla cinsel ilişkide bulunmanız size helal kılındı. Onlar sizin örtüleriniz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi de tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık Allah'ın sizin için belirlediğini isteyerek onlarla cinsel ilişkide bulunabilirsiniz. Sizce şafağın beyaz ve siyah ipliğini birbirinden ayırt edinceye kadar yiyin, için. Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlere kapanmış durumdayken onlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır; onları çiğnemeyin. Allah korunmaları için ayetlerini halka böyle açıklar.

Yukarıdaki ayette orucun tutulmasının yani kendimizi tutmanın içeriği verilir. Oruç başladığında eşlerimiz ile cinsel ilişkiye girmememiz ve yeme içmeyi kesmemiz gerekmektedir.

Orucun başlama zamanı SİZCE ifadesi ile bizimde tanık olacağımız bir zaman dilimini ifade eder. Güneşin doğacağı yöne baktığımızda yeryüzü ve gökyüzünün birbirinden ayırt edilmeye başladığı zaman oruç başlar.

Orucun biteceği zamanda LEYL yani gece olarak verilir. Geceye kadar orucu tamamlamamız gerektiği söylenir.

LEYL/GECE ne zaman başlar?

Leyl’in gökyüzünün tamamen karardığı bir zaman olduğunu savunanlar var. Bu fikirde olanlar güneş battıktan hemen sonra orucu açmamamız gerektiğini, güneş ışınlarının tamamen atmosferden çekilerek kararması ile gecenin başladığını iddia ederler.

Leyl yani gece; güneşin batması ile başlamaktadır. Leyl; işa ve fecr gibi güneşin yeni battığı ve doğmadan önce havanın aydınlık olduğu zaman dilimlerini de kapsar. Gece; güneş batınca başlar doğunca biter.


Ayetlerde GASAK I LEYL/gecenin karanlığı ifadesi gecenin bir bölümünü vurgular. Gecenin karanlığı varsa aydınlık dilimlerinin de olduğu anlaşılır.

(İsra Suresi, 78.ayet):
Güneşin kaymasından leyl/gecenin gasakı/kararmasına kadar namazı gözet. Sabah Kuran'ını da gözet. Sabahleyin Kuran (okuması) tanık olunur.

Evet yukarıdaki ayette açıkça gecenin karanlık dilimi olduğu anlaşılır.

Gecenin Aydınlık Dilimlerini Ayetlerden Anlayabilir miyiz?

(Hud Suresi, 114.ayet):

Gündüzün iki tarafında, gecenin (gündüze) yakın kısımlarında namazı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür.

Hud Suresi’nde geçen GECENİN YAKIN KISMI ifadesi zülafen leyl kavramları ile belirtilir. Gündüzün iki ucu olan güneşin doğduğu ve battığı dilimlerden geceye doğru iki taraflı sarkan zaman dilimleri de gecenin(Leyl’in) zülüfleri olur.

Yani, zülafen leyl kavramı, gecenin yakın kısımları olan FECR ve İŞA vaktini işaret eder.

Fecr vakti, Bakara Suresi 187.ayette belirtilen, gecenin şafağında çıkan siyah iplik ve beyaz ipliğin ayırt edilmesi ile başlar, oruç tutmak için yeme-içme zamanı(sahur) bu anda biter, güneş doğana kadar devam eder. Fecr vaktinde hava aydınlanır ama henüz güneş ufukta doğmamıştır.

İşa vakti de, güneşin ufukta tamamen battığı anda başlar, hava bu anda güneş batmasına rağmen aydınlıktır, tamamen kararmamıştır, tamamen havada hiçbir ışık huzmesi kalmayıncaya dek hava tamamen kararana dek devam eder.

İşte gecenin (leyl’in) ZÜLÜFLERİ güneşin doğmaya en yakın olan ve battıktan sonraki aydınlık vakitlerini göstermesi bakımından GECENİN (Leyl’in) AYDINLIK bölümleridir.

Yani; sahurun, ufukta siyah ipliğin beyaz iplikten ayırt edildiği an olan Fecr vaktinin başlaması ile bittiğini anlıyoruz.

İftar vakti olan, orucun açıldığı vakit, Leyl’de (gecede) açılmaktadır. Leyl’in (gecenin) Kuran’a göre güneşin ufukta battığı anda hava henüz aydınlıkken başladığını ayetlerden anlamaktayız. Dolayısıyla güneşin batmış olması, orucu açmak için (iftar) yeterlidir.


Leyl(gece) vaktinin güneşin ufukta batması ile başladığını, henüz havanın aydınlık olmasına rağmen bu vaktin Leyl(gece)vakti içinde olduğunu İsra Suresi 78.ayetten tekrar hatırlayabiliriz:

(İsra Suresi, 78.ayet):
Güneşin kaymasından leyl/gecenin gasakı/kararmasına kadar namazı gözet.

Zaten, Leyl gece, Nehar da gündüz olarak iki temel zaman dilimidir. Özetle, Kuran’a göre, Gece(Leyl) güneşin atmosferde görünmediği, gündüz de göründüğü vakitlerdir.







4 Haziran 2016 Cumartesi

Ramazan'da Lanetlenirim Düşüncesi İle Günahlardan Kaçanlar, Diğer Aylarınız Ne Olacak?



Allah’ın izni ile bir Ramazan daha geldi. Allah’ın izni ile bu Ramazanı da diri bir şekilde bitirir miyiz, bilinmez. Ölüm her an gelebilir, ahirete inananlar bunu sık sık hatırlamalı ve kendilerine çeki düzen vermeli. İnanmayanlar içinse tekrar sorgulamaları ve Allah’a yönelmeleri için her yeni gün yeni bir fırsat.

Ramazan ayı geldiğinde, normal vakitte insanların işlediği bazı günahlardan yüz çevirdiklerini görmekteyim. Daha doğrusu bunu, “Ramazan kutsal bir ay ve ben bu ayda günah işlersem başıma felaketler gelir” korkusu ile yapıyorlar. Örneğin, içki içen içmiyor, fal bakan-baktıran bu işlere karışmıyor, milyonlarla birlikte oynanan kumarlara bulaşanlar bu ay bulaşmıyor. Çünkü, “bu ay kutsal bir ay, önemli bir ay, hareketlerime dikkat etmeliyim, bu ay kendime çekidüzen verirsem Allah tüm günahlarımı affeder, dikkat etmezsem de üzerime türlü türlü felaketler yağdırır hayatım mahvolur” düşüncesi hakim. Hatta oruç tutmayanlar bile (güçleri oruca yetmesine rağmen) bazı günahları işlememeye dikkat ediyorlar. Oysa Allah bize koca bir hayat vermiş, bu kocaman hayatı da tüm hareketlerimize her ay dikkat edelim diye sunmuş. Günahları da bir ay oruç tutmaya göre ya da bir gecelik (Kadir Gecesi) ibadetlerle affedeceğini bildirmediği gibi; bunun tam tersi olarak, İslam’ı kabul edip hayatını Allah’ın buyruklarına göre yaşayan, İslam’ı hayatının bütününe yansıtan kimselere affı vadediyor.

Belki her gün TV’lerde Allah hatırlatıldığından, her yerde ahiret-hesap-günahtan kaçınma-hayır işleme-ibadet gibi konular sık sık hatırlatıldığından insanlar içsel olarak günah işlemeye cesaret edemiyor olabilir. Oysa, gerçekten inanan bir insan sadece Ramazan’da değil diğer tüm aylarda bu kavramları hatırlar, bilir, bu gerçeklere uygun bir biçimde, Allah’a layık bir kul olabilme gayesi ile yaşar.

Ramazan ayı tüm günahlarımızın affedileceği palavradır, elbette bir mümin diğer tüm aylarda da günahlarının affedileceğini ümit eder, tüm ayları da bu ümitle hareketlerine dikkat ederek yaşar. Eğer oruç tutarsak tertemiz olacağımız yönündeki hiçbir iddia gerçek değildir; tüm bu safsatalar Kuran ile apaçık bir biçimde çelişmektedir. Bu ay, sadece bize yapmamız gereken yeni bir ibadet, sadece bu aya mahsus olmak üzere emredilir. Günahların sevimsizliği, diğer aylarda ne derece sevimsizse bu ayda da aynı sevimsizliktedir Allah katında. Elbette yılın belki de 1 ayında günahlardan biraz olsun kaçınmakta iyi bir şeydir, ama Kuran bazına baktığımızda bunun gerçek kurtuluşu kazanmak için yeterli çaba olmadığını görmekteyiz. Son 1 gün kala arkadaşları ile toplanıp içkiye-kumara gidenleri duyuyorum,  “son içkimi içeyim yarından itibaren Ramazan’da eğer içersem çarpılırım, evimin bereketi kesilir” gibi düşüncelerle hareket ediyorlar. Ne yazık ki Şeytan bir kere daha bazılarını Allah ile aldatıyor!

Öncelikle, günahlardan kaçınmak elbette en temel şart, fakat bunu Ramazan’da yapılırsa çok daha kötü olur, felaket getirir, hayatım mahvolur düşüncesi ile 1 aya mahsus görmekte nedir? Bunu diyenler o kadar ikiyüzlü ki aslında, Ramazan’da günahlardan kaçarken bile gene bu dünyalarını düşünüyorlar. Bu dünyadaki hayatım mahvolur, üzerime felaket yağar diye kaçınıyorlar. Halbuki, Ramazan dışındaki her ayda yaptığımız her günah, bizim Ahiretimiz için koca birer tehdittir. Ramazan dahil tüm aylarda yapılacak her günah, potansiyel felaket-lanet demektir, o lanette bizi Ahiret gününde ensemizden yakalayacaktır! Ramazan’da günahlar ne kadar tehlikeli ise diğer aylarda da o denli tehlikelidir! Maalesef tüm bu çarpık inanışlar Kuran’ı anlayarak okumamaktan, Allah inancını içselleştirememekten, Ahireti yeterince özümseyip mümin olma hedefi kuramamaktan kaynaklanıyor.

Dilerim ki Allah’ı sadece bu ay hatırlamakla kalmayıp diğer tüm aylarda da hatırlarız. Zira Allah bu ay sadece bizden, diğer aylardan farklı olarak oruç tutmayı emrediyor. Diğer bir sürü buyrukları bu ayda olduğu gibi, geri kalan 11 ayda da geçerli. Zekat, namaz sadece bu aya mahsus ibadetler değil. Kaçınmamız gereken günahlar da bu aya mahsus değil. Affedilenlerden olmak için, güzel ahlakla davranmamız gerektiği gerçeği her ay geçerli… Bu ayı güzel ahlakla geçirmeye çalışanlar kendilerine şu soruyu sormalılar, "Peki ya diğer aylarım ne olacak?"

Hayırlı Ramazanlar 


Konuyla ilgili olarak şu yazı da okunabilir:

http://allahvar.blogspot.com.tr/2012/06/benim-kalbim-temiz-yanlgs.html