26 Ağustos 2016 Cuma

Paraya, Çocuklara, Karşı Cinse Düşkünlük ve Kuran'ın Öğütleri...


Allah, dünyevi süslerin çekiciliğine kapılıp günah işlenmesini, sadece dünya için yaşanmasını, nimetler içinde yüzerken şükretmemeyi bizlere yasaklamıştır. Kulluk vazifelerimizi yerine getirmekte istikrarlı olalım diye pek çok ibret bildirmiştir.
Dünyevi olarak düşkünlük gösterebileceğimiz bazı süsleri de, Ali İmran Suresi 14.ayette örneklemiştir. Ayette insanların düşkünlüklerine örnekler sayılıyor, insanlara hitap edildiği için kadınlara hitap etmek dışlanmamış oluyor. Ayet:
Kadınlara, oğullara, altın ve gümüşten kantarlarca biriktirilmiş yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi; insanlar için süslenip püslenmiştir. Tüm bunlar geçici hayatın nimetidir. Varılacak en güzel yer ise Allah’ın yanındadır.
İlk başta ayette sayılan tutkunluklar içerisinde “kadınlar” dendiği için bu ayetin sadece erkeklere hitaben bildirildiği gibi bir algı oluşabilir. Oysa ayette bu süslerin gösterildiği kişiler “li en nasi” yani insanlar olarak ifade edilmiştir. Buradan da anlamamız gereken, bu ayette sayılan şeylerin insanların düşkünlüklerine “örnekler” niteliğinde olmalarıdır. Yani, kadınlar da düşkünlük göstermeleri yönünden “örnekler” düşünmekten dışlanmamaktadır. Şuan kimse salma at alma peşinde değil (çok zengin olup alan olsa da) çoğunluk en gözde marka arabalar alma peşinde. Bu açıdan baktığımızda da ayette sayılan örnekleri arttırmamız mümkün. Kadınlar da hitap edilen bir kesim olarak ayetten dışlandığı hissine kapılmadan örnekleri çoğaltabilirler. Kadınların erkeklerin peşinde tutkunluk yaşamaları, kıyafet düşkünlüğü, araba düşkünlüğü hepsi bu süslerden…
İnsan yapısı ve yaratılış amacı gereği, yanlış olan bir şeye yahut doğru olan bir şeye düşkünlük gösterebilir. Nefsi zayıflıklara sahip olabildiği gibi, takva arttırımı şansına da sahiptir. İnsan; Allah’ın belirttiği ibadetlere, imana, takvaya düşkünlük ve isteğini arttırdıkça; yanlış şeylere meyil göstermekten, günahları sevimli bulmaktan, kurtulabilir. Kur’an’a sarıldıkça, dünyayı Ahiretin önüne geçirme gafletine düşmez Allah’ın izniyle.
İnsan, ayette bahsedilen örneklere yanlış bir şekilde meyil gösterecek diye bir kaide yoktur. Ayette sayılan dünyevi nimetleri, Allah’ın gösterdiği helal çerçeve içerisinde mutlulukla yaşayabilir. Ayette sayılan örneklere helal bir düşkünlük gösterebilir.
Nitekim Ankebut Suresi 38.ayette, Nahl Suresi 63.ayette, Enam Suresi 43.ayette; şeytanın insanlara “kötü” olan şeyleri de süslü gösterebileceği bildirilmiştir. Tabi, şeytan bunu Allah izin verdiği için yapabilmektedir. Nahl Suresi 99.ayette ve İbrahim Suresi 22.ayette de şeytanın “iman edenler” üzerinde yaptırım gücü olmadığına dikkat çekilmektedir. Yani, insan iman yönünde ısrar gösterdiği takdirde; şeytanın yanlış “süslü” göstermelerine, günah düşkünlüğüne, yanlış meyillere boyun eğmeyebilir.
Tüm bu açıdan bakıldığında, yazının başında verdiğim ayette sayılan tutkunluk örnekleri insanlar için hem tehlikeli olabildiği gibi, iman eden biri için helal nimetlere tutkunluk sınıfında olabilir.
Ayette geçen tutkunluk örneklerini kendimizi düzeltmemiz açısından, tek tek inceleyim bakalım.
Altın-Gümüş Gibi Değerli Şeyleri Yığma Merakı:
Altın ve gümüşü depolayıp da, Allah yolunda harcamayanlara, acı bir azap müjdele.
(Tevbe Suresi, 34.ayet)
Ayette de açıkça görüldüğü gibi, altın ve gümüşü yani paramızı bir kenara yığıp; Allah yolunda harcamaya tenezzül etmiyorsak; ayetin azap haberi ile muhatap alınmışız demektir. Bir mümine elbette mal, para, zengin olmak yasaklanmamıştır. Müminlere evini değerli şeylerle süslemek, mücevherat kullanmak yasaklanmamıştır; hatta bunların helal süsler olduğu ve Allah’tan verilen büyük nimetler olduğu anlaşılmaktadır. Eğer bir mümin tüm bu sahip olduklarını; Allah yolunda sarf etmiyorsa işte burada takva sıkıntısı yaşıyor demektir.
Mümin bunlardan hem dünyevi mutluluğu yönünde yararlanabildiği gibi, hem de Allah yolunda kullanmakla sorumlu tutulmuştur. Bu sahip olduğu şeyler, Allah’ı anmayı unutturuyorsa, Ahiret için çalışmak yerine daha fazla dünyevi zevki tatmaya yönlendiriyorsa burada sıkıntı var demektir. Örneğin, Cuma Suresi 9.ayette Allah’ı anmak yerine, alışverişe koşanlar eleştirilmektedir. Mümine sahip olduğu bu mallar Allah yolunda gevşekliğe sebebiyet veriyorsa risklidir.
Servet-Mal Düşkünlüğü:
Süleyman Peygamberin çok güzel bir duası var tam da bu konu hakkında.
Servet sevgisini Rabbimi anmak için benimsedim.
(Sad Suresi, 32.ayet)

Bu ayeti farklı şekilde çevirenler olsa da, ben araştırmalarım sonucu doğru çevirinin böyle olduğuna karar verdim.
Servet/mal sevgisi saptırsın, Allah’ı unuttursun diye değil de sahip olduğumuz imkanlardan ötürü Allah’a şükretmeye yönlendirsin diye dua edenlerden olmalıyız. Sahip olduğumuz servet ve imkanlar sayesinde Allah yolunda hayırlı işler yapalım gayretinde olmalıyız. Zaten, iyilik yapmak, psikoloji biliminin de hem fikir olduğu gibi, kişiye huzur verir. Bir mümine zaten Allah yolunda yaptığı hayırlı işler mutluluk verecektir inşallah. Servet sevgimiz, Allah’ı unutturarak takva gayretimizi kırıyorsa Ahiretimizi riske atacak denli çok çok tehlikeli demektir.
Ayette sayılan; karşı cins, mal, oğullar gibi şeyler dünya nimetidir. Bunlara düşkünlük sapkınca olursa, takvaya uymazsa felaket demektir.
Çocuklara Düşkünlük:
Çocuklarımıza (ve eşlerimize) duyduğumuz sevgiden ötürü ve onların bize mutluluk getirmesinden ötürü Allah’a şükreden kullar olmamıza dikkat çekilmiştir. (Furkan Suresi, 74.ayete bakabilirsiniz konu ile ilgili)
Çocuklarımıza tutkunluğun ise Allah’ın hoşnutluğundan nasıl uzaklaştırabileceğini şu ayetten anlıyoruz:
Ey iman edenler! Mal ve evlatlar sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın! Böyle bir şey yapanlar, hüsrana uğramışların ta kendisidir! (Münafikun Suresi, 9.ayet)
Allah bu ayette mal ve evlatların Allah’ı anmaktan alıkoyabileceğine dikkat çekiyor. Evlatlarımıza ayırdığımız meşguliyeti, Allah için bir şeyler yapmaktan daha öncelikli görmek bu ayetin konusu. Bunu yapanlara Allah hüsrana uğradıklarını bildiriyor.
Bazılarının çocuklarına sevgisi o kadar yanlış bir şekilde büyür ki haşa onları Allah’a ortak koşabilirler:
Allah onlara salih bir çocuk verince; kendilerine verdiği nimette ikisi birden Allah’a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden yücedir. (Araf Suresi, 190.ayet)
Onların önce Ahiretlerini düşünen kullar oluyorsak, onları bize bağışlayan Rabbimizi unutmak yerine daha da şükrediyorsak, çocuklarımıza tutkunluğumuz helal dünya nimetlerinden olabilir.
Çocuklarımızın bize değil, Allah’a ait olduklarını ve dünyaya geliş amaçlarının O’na kulluk etmek olduklarını unutmamalıyız. Bu yüzden de onların Allah’a adanmış kişiler olmalarını dilemeyiz, onların İslam adına güzel işler yapanlardan olmaları için gayret göstermeliyiz, aynı İbrahim Peygamberimiz yahut örnek bir kadın olarak gösterilen İmran’ın eşi gibi:
Rabbim! Beni namazı özenle yerine getiren kullarından eyle! Soyumdan olanları da, Rabbim duamı kabul et! (İbrahim Suresi, 40.ayet)
İmran’ın eşi demişti ki: “Rabbim karnımdakini tamamen sana adadım, adağımı kabul buyur.  Sen işitensin, bilensin. (Ali İmran Suresi, 35.ayet)
Allah’ın örnek gösterdiği kulları yetiştiren, kendileri de örnek kullar olan anne-babalara Kur’an’da dikkat çekilir. İbrahim Peygamber ve eşi, Zekeriya, Davud Peygamber, Meryem’in annesi, Meryem’in kendisi, Yakup Peygamber gibi…
İşte müminler de kendilerini hayırlı bir kul olmaktan men etmeden, onları hayırlı bir insan olarak yetiştirme gayreti ile evlatlarına düşkünlük duyan kimselerdir.
Karşı Cinse Düşkünlük:
Kadın düşkünlüğü; iffetsiz bakışa, zinaya dönüyorsa, fuhşu yaymaya, iffetsiz tavırları takip etmeye dönüyorsa çirkin bir yola gidiyor demektir.
Kuran’da, Yusuf Peygamberi, odasına atıp zina etmede ısrarcı olan bir kadın örneği vardır. Kadın açıkça davetkar olsa da, bütün uğraşını verse bile, zina etmenin bahanesi yoktur. Zina etmeyi geçtim, kadın ne kadar davetkar olsa bile, karşı cinsi tahrik etme amaçlı davransa bile, şehvetle kadına bakmak onu incelemek bile yasaktır.
Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını/iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
(Nur Suresi, 30.ayet)
Erkek bu ayette bahsedilen erdemi beyninde bitirmediği müddetçe saçtan bile tahrik olmak, kadın sesinden tahrik olmak konuşulup durur. Kuran her durumda bakışını şehvetten al diyor. Aslında erkek beyni kendisini kadınlara karşı nasıl şartlarsa, ona uygun bir tutum sergileyebilir. Nasıl ki bugün kadınları kara çarşafa sokup, saçından sesinden bile tahrik olan, ama insanların daha rahat olduğu coğrafyalarda bunlar tahrik olma konusu bile değilken; eğer erkek kendisine yabancı olan kadınlara karşı bu manzaraları “şehvet verici” olarak kodlama huyundan vazgeçerse; her gün aldığımız taciz-tecavüz haberleri de son bulabilecektir. Allah, şeytandan dürtü gelince, kendisine sığınalım buyuruyor, dürtümüzü takip etmeye çağırmıyor. Kadın saçını örtse de tahrik olan doğu ülkelerinin örneğine bakarak sorunun tam da bu ayette belirtildiği gibi, erkek beyninde olduğunu anlayabiliriz.
Kadın sevgisi; helal ilişki yaşamaya, eş sahibi olarak muhabbeti, huzuru, sevgiyi yaşama gibi arzuları sevimli kılıyorsa; helal bir cinsel zevk yaşama isteğine dönüyorsa, birliktelik yaşadığı kadını koruma-kollama duygularına itiyorsa (Allah’ın da emrettiği gibi nikahına aldığı kadının maddi-manevi gözetimini yapmakta ısrarcı kılıyorsa) çok hayırlı bir sevgiye dönüşmüş demektir.
Aynı şekilde, kadınlar için de erkeklere olan sevgi ve ilgilerini tartmaları açısından sadece bu ayet değil; Kuran’ın başka ayetleri de ibret olmalı.
Kuran, hiçbir ayette kadınlara, erkekler kötü gösterilmiş demiyor elbette; halkımızın bazı kesiminin sandığı gibi kadınlar erkeği arzulamaz, kadınların cinsel isteği yoktur, kadınların cinselliğe düşkünlüğü erkeklerden daha azdır gibi bir tutumu yok Kuran’ın. Tabi cinselliğe düşkünlük/istek kişinin cinsiyetine göre değil, daha çok psikolojik durumuna göre şekillenen bir durum. İlginçtir, genelde de Kuran’da kadınların erkeklere düşkünlüğü yönünde örnekler var.
Bazı toplumlarda, kadınların cinsel haz duygusundan uzak olduğu sanısının Kuran’da yeri olmaması, Kuran’ın gerçekten psikolojik açıdan kullarını tanıyan bir Yaratıcıdan geldiğini de kanıtlıyor bana göre.
Misal, Yusuf Peygambere cinsel yararlanma amacı ile asılan kadın, çok büyük bir günaha sapmakla itham ediliyor. Kuran’da kocasını aldatan kadınların yemin ettikleri takdirde toplumsal anlamda ceza görmemeleri gibi örnekler; aslında kadınların karşı cinse olan düşkünlüklerini kontrol etmeleri açısından öğüt niteliğinde.
Yusuf dedi: “O kendisi benden yararlanmak istedi” (Yusuf Suresi, 26.ayet)
“Yusuf! Sakın bundan bahsetme. Sen de kadın, günahına tövbe et! Çünkü sen, günahkarlardan oldun!” (Yusuf Suresi, 29.ayet)
Görüldüğü gibi, Yusuf Peygamberden yararlanmak isteyen fakat amacına ulaşamayan kadına günahkarlardan olduğunun belirtildiği sözleri (Bir adam tarafından), Allah bire bir ayetlerine koyarak örnek sözler olması için bize bildirmiş.
Her türlü fuhşuyatı ve iffetsizliği çirkin görmek, takvayı geliştirmenin bir göstergesi. Eğer mümin her türlü iffetsizliğin ardındaki pisliği, yozluğu, sevimsizliği, gafleti görmeye yönelik ibret alma gözlüklerini takınırsa; cinsellikle alakalı haram daire içinde olanları çirkin görebilecektir. Fuhşa bağlı bütün kötülükleri çirkin görerek kaçmak, daha büyük bir sabırla takvayı arttırıp, içsel kötü düşüncelerden kaçtığımızı, Allah’a yönelerek daha çok uğraştığımızı, takvamızın üzerine daha fazla gittiğimizi gösterir.
İnsanların kendini bilmez hayasız davranışlarını hoş görmemek, ahlak odaklı maneviyata özlem duymak da aslında içimizdeki ayetlerimizle (vicdanla) uyumludur. Bu yüzden, mümin kötü bir iş yaparsa içten içe kötü hissetmesi de takvasını geliştirmesi için bir fırsattır.
Helal İlişkiyi Güzel Görmek ve Bunun İçin Sabretmek:
Yusuf Peygamberin tavrını inceleyecek olursak, Allah eğer doğru yolu göstermeseydi onun da ona meyledeceğini söylüyor. “Allah doğru yolu göstermeseydi o da ona meyletmişti” diyor. Ayette doğru yolu görmek ile meyletmek kelimelerinin cümle olarak bağlantılı olduğu gözden kaçarak, bu ayeti ayrı bir cümle olarak çevirenler var. “o da onu meyletmişti” şeklinde ayırıp… Allah ayetinde bu cümleleri birbiri ile bağlantılı tutarak; eğer doğru yolu göstermeseydi Yusuf Peygamberi kastederek “o da onu arzulardı” demek istediğini görüyoruz. Günlük hayatımızda da kullanırız bu zaman takısını…”Hayatımda şöyle bir olay olmasaydı çoktan şöyle yapmıştım” gibi ifadelerle. (Bkz: Yusuf Suresi 24.ayet) Bir de hatırlatalım ki bu kadınla arasında herhangi bir aşk ilişkisi yok, aralarında gizli bir aşk vardı deyip günümüzde romantik romanlar yazarak ayette verilen ince iffet mesajlarının maalesef üzeri kapatılıyor.
Zaten Yusuf Suresi 33.ayette, Yusuf Peygamberin zindanın bile o kadınların çağırdığı günahtan daha sevimli olduğunu ifade ettiğini görüyoruz. Yusuf Peygamber, Allah’ın çirkin olarak gösterdiği şeyi, sevimsiz olarak nitelendiriyor.
Herhangi bir iffetsizliğe düşmemek için Allah sabretmemizi bildiriyor. Günahları sevimli görüp gene de bulaşmamak da takvayı arttırma yolunda iyi bir davranış. Bir de tabi günahları sevimsiz görüp sabredenler var, bunu da unutmamak lazım ki bu daha da büyük bir sabır ve takva için çalışma örneği. Zinayı tasavvur etmesine rağmen yapmamaya kıyasla, mümkün olduğunca çirkin görüp ve böyle görebilmek için çalışmak başarı göstergesi. Zina çirkindir kötü yoldur, diye sabreden kullar da var. Hatta Yusuf Peygamber örneğinde görebileceğimiz gibi, zindanı bile daha sevimli nitelendirenler var. Burada tabi ki müminin cinsel isteği yoktur gibi bir durum söz konusu değil, mümin cinsel isteklerine rağmen, kötü olanı çirkin görebilir. Bu daha fazla takvayı arttırdığını, kötü dürtülerden kaçtığını, sabrettiğini, Allah’a bağlılığını içselleştirdiğini gösterir. Zaten sabreden müminin istediği cinsel ilişkidir ama zina değil; istediği helal bir cinsel ilişkidir. Cinsel isteğinin yöneldiği taraf helal yönler olmalıdır. Bu yüzden de gayret göstermelidir. Cinsel istek olmasına rağmen evlilik imkanı beklemek, Allah’ın öğüdü. Kötü düşünceleri savmak ve bunların oluşturabileceği kötülüklerden Allah’a sığınmak İslam’ın emri. Eğer kötülük, hayasızlık sergileyen insanlara “Allah’ın ayetlerini düşünerek ibret alarak bakarsak” ve bu düşünce tarzını alışkanlık haline getirirsek her konuda daha da takvalı olduğumuzu bunun için çalıştığımızı göreceğiz.
Karşı cinse karşı tavrımızı en kolay kontrol altına alacak durum ise tabi ki evlenmemiz olacaktır. Kuran’da iffetsizlikten(zinadan/insanları art niyetle gözlemekten) korunmak için evliliğin faydalarına ayetlerde dikkat çekiliyor zaten. Bu yüzden benim gözlemlerim ve Kuran’dan anladığıma göre tavsiye edeceğim en faydalı olan yöntem; sevgi dolu, önce manevi açıdan birbirine destek ve bağlılık duyguları verebilecek tatmin edici bir evlilik yapmak. Evlilik imkanı bulamadıysak sabretmek… Evliliği her açıdan doyumlu hale getirmek için de eşlerin çaba göstermesi gerekmekte.
Dostlara Düşkünlük:
Bu kavrama her ne kadar yazının başındaki ayette dikkat çekilmese de, Kuran’ın genelinde dikkat çekiliyor. Hatta bazıları Allah’a ortak koşarcasına dostlar/evliyalar ediniyor. Bir kişiyi Allah’tan daha fazla dost görmek gene ayetlerde eleştirilen bir durumdur.
Hele bir de, Allah’a düşmanlık edenlerle dostluk kurmamız, onlara muhabbet ve sevgi beslememiz de eleştiriliyor. Bunları söylediğimizde, bazıları ümitsizliğe kapılıp, “bir insan bir şeyi seviyorsa seviyordur engel olamaz ki” diyor, hayır ben buna katılmıyorum.
Kuran’a göre insan takvalı olma gayreti gösterirse; kendini her konuda geliştirip, sevdiği şeyleri kontrol altına alabilir, çünkü takva insanı değiştiren bir şeydir. İnsan psikolojisi kişi tarafından yönetilmeye müsaittir. Mümin değilken ahlaki olmayan pek çok şeyi sevimli görüp, daha sonra gittikçe sevimsiz bulan ben ve benim gibi mümin dostlarıma rastlıyorum. Aslında bunu en iyi mümin olanlar anlar. İslam’ı tanımadan önce, pek çok şeyin ne kadar kötü olduğunu algılayamıyorduk bile. Zamanla önem verdiğimiz şeyler bile değişti. Zamanla insanları farklı değerlendirir olduk.
Allah’ın hislerimizi yönlendirme yönünde öğütlerine destek olabilecek bir örnek vereyim. Bir tanıdığımız gelip; çok düşkün olduğumuz çocuğumuzdan hoşlanmadığını söylese, ona sevgimiz kalır mı, elbette kalmaz. Çocuğumuzu sevmiyor beğenmiyor diye ilişiğimizi bile anında o kişi ile keser, hatta kin bile güderiz. Konu Allah’ı sevmeyenler olunca neden böyle olamıyor? Çocuklarımızı Allah’tan daha mı çok seviyoruz? Yeterince Allah’a bağlılık, düşkünlük göstermiyor muyuz yoksa? Oysa her eksik tarafımız için çalışmamız, Allah’a daha iyi olmak için sığınmamız dua etmemiz gerekir. Namazı sıkılarak ama sırf görev diye yerine getirmekle; namazı huşu ile zevk alarak kılmak tabi ki bir değil. Zekatı da sırf görev diye vermek değil, gönülden verebilmek ayetlere göre önemli olan nokta. Hırsızlara ağzımızla yaptıkları kötü demekle kalmamalı, özümüzde de bunu kötü bulmalıyız, haksızlık ve şefkat kavramlarını kalbimizde hissetmeliyiz.
Müminleri dost edinmeliyiz, O’na düşmanlık besleyenleri biz de dost edinmemeliyiz. Eğer dostluklarımıza olan düşkünlüğümüz, Allah’a bağlılık bilincine bakıyor ise, işte o zaman ateşten çukurun kenarından kurtulabiliriz demektir. (Bkz: Ali İmran Suresi, 103.ayet)
Allah, ayetlerinde dost tuttukları yüzünden cehennem çukuruna gidenlerden bahsediyor. Kurduğumuz bazı dostluklar bizi cehennem çukuruna da götürebilir, cennet güzelliğine de.
ÖZETLE SON SÖZ:
Yazıdaki ayetlerde de görebileceğimiz gibi, dünya nimeti-süsleri olarak gösterilen şeyler, bizi cehennem çukuruna götüren biletlerimiz olabileceği gibi; Allah’ın rızasını kazanan üstün kullardan olmamız yönünde motive edici lütuflar olabilir. Bunu belirleyecek olansa; bizim hangi taraftan olmayı seçmemiz ve bu yönde gayret gösterip-göstermememiz.
Biz ona yolu gösterdik. Artık ya şükredici olur ya nankör. (İnsan Suresi 3.ayet)

Gerçek yurdun Ahiret yurdu olduğunu asla unutmamamız ve bağlandığımız şeylere hayırlı olan dairede bağlanmamız dileğimle…

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Peygamberler Arasında Üstünlük Farkı Var mı? En Üstün Peygamber Son Peygamber mi? Peygamberimiz, Allah'ın Habibi (Sevgilisi) mi?




Selamlar. 

Sizlere sadece yazılarımla değil, anlatımla da ulaşmak istedim. Bu yüzden youtube.com 'da ses kayıtlarımın yer aldığı bir kanal açtım. Youtube'da arama kısmına Pınar Evrende yazarak kanalıma ulaşabilirsiniz.

Bir mümin, peygamberlerle aynı takvada olabilir. Allah, onları bize “onlar gibi olalım” diye örnek göstermektedir. Allah, üstünlük peygamberlikte demiyor (Peygamberlerin üstün takvalı olduğunu söylese de sizlerden takva olarak hep üstün olacaklar demiyor) üstünlük takvada diyor.

İsra Suresi 55.ayet:
Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davûd’a da Zebur’u verdik.

Bu ayet bazılarımızın kafasını karıştırıyor. Üstünlük Kuran’da şu anlamlarda kullanılmaktadır: sorumlulukta, nimetlenmede, beden bakımından güçlülükte, sanayi-imkan-teknoloji açısından üstünlük; nimetlerden yararlanma ve üretim açısından üstünlük; mal, makam, çocuklar bakımından üstünlük, takva bakımından üstünlük. Sorumluluk bakımından üstünlüğe örnek olarak evlilikteki sorumluluğu verebiliriz. Evli erkeklere hitaben fiziki güç, mal sahibi olma bakımından üstünlükler verildiği, bu üstünlüğün de evlilikte kadınlara karşı “koruyucu” anlamında bir sorumluluğa yol açtığını görmekteyiz. Koruyuculuğun ve üstünlüğün burada; kadının barınması, giyinmesi, gıdalanması gibi konuların erkeğin üzerinde sorumluluk olduğunu anlamaktayız, takva açısından ise erkek oldukları için bir üstünlüğe sahip olmuyorlar.
Dünyada insanlar bahsi geçen pek çok dünyevi kıstasa göre “üstünlük” sağlamış olabilirken, Allah katında üstünlük sadece takva iledir. Allah en üstün peygamberin kim olduğunu bildirmediği gibi, aralarında üstünlük sıralaması yapmadığı gibi; bir müminin tüm peygamberleri eşit derecede görmesi gerektiğini bildirmiştir. Görüldüğü üzere ise İsra Suresi 55.ayette bazı peygamberlerin bazılarından üstün olduğu söylenmiştir, ama bunun ne konuda bir üstünlük olduğu hakkında ayrıntı verilmemiştir.

Aşağıda linkini verdiğim videomda da, İsra Suresi 55.ayetin açıklamasını yaptım ve Peygamberler arasında fark gözetmeli miyiz, bu soruların cevaplarını açıkladım.




Nisa Suresi 152.ayet:
Allah’a ve O’nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir. Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.
Bakara Suresi 285.ayet:
Resul, Rabb’inden kendisine indirilene inanmıştır; müminler de. Hepsi; Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmışlardır. ”Allah’ın resulleri arasında fark gözetmeyiz.” Şöyle demişlerdir: “Dinledik, boyun eğdik. Affet bizi, ey Rabb’imiz. Dönüş yalnız sanadır.”
Aşağıdaki ayeti “Ben resullerin ilki değilim” şeklinde çevirenler de var. Oysa bu çeviri yanlıştır. Kuran’ın orjinal metninden doğru çeviri ”türedi/farklılaşan değilim” anlamıdır. Ayette bu manayı ifade eden kelime BİD’AN kelimesidir. Bunun da anlamı ”farklı bir şey ortaya çıkaran, farklılaşan” demektir.
Bakın son peygamber kendisi için ne diyor:

Ahkaf Suresi 9.ayet:
De ki: “Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim.”
Bu ayetlerde de görüldüğü gibi, müslüman birisi peygamberler arasında ayrım yapmamalıdır, hepsini eşit derecede görmelidir, Son Peygamber dahil olmakla birlikte herhangi birinin diğerinden üstün olduğunu ima dahi etmemelidir. Son Peygamberimiz de kendisinin diğer peygamberlerden “farklı” olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden Peygamberimize “Allah’ın sevgilisi/Allah’ın en sevdiği kulu” gibi yakıştırmalar yapmamalıyız.

Allah, bir müslümana Peygamberler arasında ayrım yapmayı açıkça ayetlerinde yasakladığı için, Son Peygamber Allah’ın en sevdiği kuludur dememeliyiz, tüm Peygamberler Allah’ın sevdiği kullardır dememiz doğru olacaktır.

Konu hakkında videomu dinleyebilirsiniz:

Kadınlar Sizin Tarlanızdır Benzetmesi, Kötü Bir Benzetme mi?



Selamlar. 

Sizlere sadece yazılarımla değil, anlatımla da ulaşmak istedim. Bu yüzden youtube.com 'da ses kayıtlarımın yer aldığı bir kanal açtım. Youtube'da arama kısmına Pınar Evrende yazarak kanalıma ulaşabilirsiniz.


Bu zamana kadar, Kuran’da evli kadınların, erkeklerin tarlası olarak benzetilmesinin yapıldığı ayeti, ateistlerden kötü bir şey olarak dinledik. Ateistler hep itici anlaşılacak şekilde beyinlerimize bu kelimeyi yerleştirmiştir. Oysa, bu bir algı oyunundan başka bir şey değildir. Bir kitabı anlamak, içindeki bir cümleyi duymak ile olmaz, kitabı genel anlamda incelemekle mümkün olur.
Batıl zihniyet; kadına cinselliği pis, çirkin, aşağılayıcı bir şeymiş gibi gösterir. Gerçekte ise, helal olan cinsellik; pis, çirkin, aşağılayıcı değildir.
Bahçe/Tarla sahibi olmak, Kuran’da pek çok kıssada kıymetli ve değerli bir şeye sahip olmak anlamında kullanılmıştır. Musa ve Firavun Kıssasında yahut Yusuf Peygamberin Mısır’daki yaşantısının konu edinildiği Kıssada; bir ülkenin ayakta durmasında tarlalarının, bahçelerinin büyük katkısı olduğu anlaşılır. Tarla sahibi olmak Kuran’a göre güçlenmek demektir. Gene Kuran’da bahçe (bağ/tarla) sahibi olanlar hakkında da kıssalar vardır. Bahçe/Tarla sahibi olmanın, Allah katından büyük bir lütuf olduğuna dikkat çekilir. Allah’ın kudreti ile var olan, Allah’ın insanlara verdiği büyük bir nimet olarak dikkat çekilir.

Pek çok ayette, tarla sahibi olmayı çok önemli bir nimete sahip olmakla, güç sahibi olmakla denk tutan Allah; kadınlar için de hep ”olumlu/değerli” anlamında kullandığı bu benzetmeyi yapmıştır.
Bu yazıma gelen bir yoruma verdiğim cevap belki ne anlatmaya çalıştığımı daha iyi özetlemiştir.

yoruma cevabım:

tabi ki cinsellik anlamı da var. Ama bu cinsellik anlamı, kadını aşağılayan bir şey değil. kadın ve erkeğin birbirinin giysisi olduğunu Rabbimiz zaten belirtmiş. Bu ayeti beğenmemek demek, cinselliğin kadını aşağılayan yahut pis bir şey olduğunu iddia etmek demek aslında. Bunu anlatmaya çalıştım. kadın, erkeğin malı değil. Eğer böyle iğreti tanımlar yapacaksak, birbirlerinin malı dememiz daha yerinde olacaktır. (Bkz: Bakara Suresi 187.ayet) Batıl zihniyet, her zaman kadının kendi dünyasında cinsel istekten uzak tutmaya çalışarak baskılamıştır.

Cinsellik anlamı ile birlikte, özellikle ''kadınlar sizin tarlanızdır'' benzetmesi de çok farklı açılardan da değerlendirilebilir demeye çalıştım. Allah 1 kelime ile çok derinlikli şeyler anlatabiliyor sonuçta. Örneğin 7 kelimesini Kuran'da bir ayette hem sayısal anlamda 7 hem de "çok" anlamında alabiliyorsak (arapçada yedi kelimesinin tek bir anlamı yoktur), tarla benzetmesini çeşitli cinsellik-manevi paylaşım-değer-kıymet-nimet-doğurganlık anlamında değerlendirmemiz mümkün. 


örnek:

Lokman 27.ayet:

Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasında yedi deniz daha katılarak yardımcı olsa, Allah'ın kelimeleri tükenmez.

Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasında bir o kadar/çokça deniz daha katılarak yardımcı olsa, Allah'ın kelimeleri tükenmez.

Konu hakkındaki videomu dinleyebilirsiniz: