15 Şubat 2017 Çarşamba

Kur'an ile Çelişmeyen, Rivayeten Gelen Bilgilere Yaklaşımımız Ne Olmalı?

RİVAYETEN GELEN SÖYLENTİLERİN GÜVENİLMEZ OLDUĞUNA RABBİMİZ ÖRNEK VERİYOR

Allah, dini anlama metotlarına dair pek çok ayet iletmiştir.

Popülerliğini koruyan tartışma konularından biri de, Kur’an’da bahsedilmeyen, bize rivayet yolu ile ulaşmış bilgilere –daha doğrusu söylentilere- ne derece güveneceğimizdir. Rivayet demek, adı üstünde söylentidir, insandan insana söylenerek kimi zaman bu söylentilerin yazılarak diğer nesillere iletilmesi demektir.

Allah, rivayet yolu ile insanların birbirlerine söylentiler iletmesine dair bakış açımızın ne olması gerektiğini pek çok ayetle örneklendirmiş, bunlardan biri de şu ayet:

Diyecekler ki, onlar üçtür dördüncüsü köpekleridir. Yine diyeceklerdir ki, onlar beştir, altıncıları köpekleridir. Yahut onlar yedidir, sekizincileri köpekleridir. Bütün bunlar gaybı taşlamaktır. Sen de ki: Onların sayısını en iyi bilen Rabbimdir. İnsanlardan ise pek azı onları bilir. Onun için, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında çekişmeye girme. Hiç kimseden de, onlar hakkında bir şey sorma. (Kehf Suresi, 22.ayet)

Bu ayet, eski zamanda yaşanmış bir olay hakkında bazı şeyler bildirdiği gibi, Ashab-ı Kehf üzerinden de günümüze dair, hayatımıza dair çıkaracağımız dersler iletmekte. Allah, Kur’an’da düşünmemiz üzerine, bize yol gösterici olmaları adına örnekler indirdiğini bize bildirmiş. (Bkz: Kehf 54.ayet) Öyleyse bu ayeti sadece Ashab-ı Kehf’in sayısının ne olduğuna dair tartışmaların güvenilmez oluşu adına değil, buna benzer tüm tartışmalara yaklaşımımız adına öğüt olarak alabiliriz. Ayette özellikle rivayet usulüne dikkat çekiliyor.
Allah, insanların bazı konularda, farklı farklı söylentiler ortaya atabileceklerine ve gerçek dışı söylentilerin yayılabileceğine dikkat çekiyor.

Ayette yaşanan olayın örneklerini başka dini bilgiler edinmede görebilir miyiz? Elbette… Örneğin hadisler içinde, Peygamber zamanında kaç hafız vardı ya da Peygamberin cenazesine kaç kişi geldi gibi konularda farklı farklı hadislerin nakledilmesi bu duruma bir örnek.

Allah Ashab-ı Kehf örneği üzerinden, aslında insanların rivayeten ilettikleri sözlere kesinlik gözü ile bakılmaması gerektiğine, gerçeğe dair net bilgiyi kendisinin bildiğine dikkat çekiyor. İnsanların bu konuda tek bir sayıyı söylediklerine yer verebilir, diğer iddialara yer vermeyebilirdi. Ayetin esas konusu, insanlar tarafından gerçekten sapan söylentilerin üretilebilmesi.
Ayetin temelinde, insanlardan bize ulaştırılan söylentilerin yani rivayetlerin kesinlik teşkil etmediğinin, doğruyu bilmede bir anlamı olmadığının örneği var.
Hadis kitapları Peygamberin ölümünden 200-300 yıl sonra, insanlar arasındaki söylentilerin derlenmesi ile oluşturulmuştur. İçlerinde hem birbiri ile çelişen hadisler olduğu gibi, Kur’an’ın apaçık hükümleri ile çelişen hadisler de mevcuttur. Bunlar hakkında örneklere şu linkten ulaşılabilir: http://www.kurandakidin.com/category/hadislerinceliskileri/

İnsanlardan edinilen söylenti bilgilerin doğru olmayabildiği, gerçek bilgiyi ancak Allah’tan öğrenebileceğimizi de gene Kehf Suresi 22.ayetten çıkarmaktayız. Özellikle, dini anlamı olabilecek konularda izlememiz gerekli yol bu olmalıdır. Ayette de bahsedilen kişiler dini anlamda değeri olan kişiler. Dinimizde şahitlik gibi bir hukuk yöntemi de var, bununla rivayet yöntemi karıştırılmamalı. Şahitlik yöntemi yaşadığımız döneme has olaylar için yapılıyor, yani bir olaydan iki yüz sene sonra insanlar arasındaki söylentilerin toplandığı bir yöntem değil. Şahitlik hukukunda bire bir şahide başvurup bir sıkıntı çözüme ulaştırılmakta ya da bir sıkıntının önlemi alınmaktadır. Rivayet yönteminde ise şahitten duyduk denilerek, araya başka aracıların ve zamanın girmesi söz konusu. Şahitlik yönteminde de güvenilmez-çelişkili beyanlar, şahitlerin ifadelerini geçersiz kıldığı gibi; rivayeten gelen söylentileri inceleyerek, hadis beyanlarının çelişkilerini ve güvenilmezliğini görmemiz mümkün.

KURAN İLE ÇELİŞEN BİR HADİSİN İFTİRA OLDUĞUNU ANLAYABİLİRİZ, ÇELİŞMEYENLERİ NE YAPACAĞIZ?

Dört halife zamanında beş yüz sayıda hadisin bilindiği rivayet ediliyor. Sahih hadisin kaç tane olduğu, hangileri olduğuna dair de tutarsızlık hakim. 500 hadis nerede şimdi ki yüzlerce hadis nerede… Nasıl oluyor da dört halifeden sonra böyle bir artış oluyor? Dört halifenin hadislere tutumu hakkında şu link incelenebilir: http://www.kurandakidin.com/2011/10/11-dort-halifenin-hadislere-karsi-tavri/

Rivayetleri 2 türlü ele alabiliriz.

1.si Kuran ile çelişen rivayetler. Bunların iftira olduğunu anlıyoruz.
Kur’an hükümleri ile çelişen pek çok davranışı, Peygamberin yaptığına dair (9 yaşında çocukla evlendiği hadisi gibi) söylentiler de iletilmiş. Buna benzer söylentilerin yüzde yüz yalan olduğunu, Peygamberin Kur’an’a aykırı olan, yanlış olan bir şeyi yapmayacağından ötürü iftira olduklarını anlayabiliriz. (Peygamber 9 yaşında çocukla evlenmiş midir konusunu merak edenler şu yazıyı okuyabilir: http://evrendepinar.blogspot.com.tr/2016/11/kurana-gore-evlilik-yas-ne-olmal-talak.html)

2.si Peygamberin kaç çocuğu olduğu gibi Kuran ile çelişmeyen rivayetler…

Peygamberin kaç eşi olduğu, kaç çocuğu olduğu, saç şeklinin ne olduğu, önce hangi ayağını meshettiği, kaç rekat namaz kıldığı, daha çok hangi renk giysi kullandığı, kaç tane evi olduğu, mal-mülkünün sayıları gibi bilgilerin de insanlar arasında iki asır sonra söylenti ile farklılaşabileceği ve din gibi bir alanın çıkarlardan ötürü kolaylıkla suiistimal edilebileceğini de düşünmek zor değil. Hele ki Peygamberin ölümünden kaç on yıl sonradan bahsediyoruz. En basit görünen bir rivayeti ele alalım… Günümüzde dizilerde kullanılan bir toka şekli ticarete mal edilirken, Peygamber sürme sürüyordu denilerek, sürmenin satışını arttırmaya çalışan çıkarcılar olamaz mı?

Peygamberin 5 çocuğu var, 20 çocuğu var, sürme sürüyordu, saçını örüyordu gibi iddialar, Kuran ile çelişmiyor. Kur’an’da bu tarz iddialarla çelişen bir ayet bulamayız. Bu tarz, Kuran ile çelişmeyen hadis dediğimiz rivayetleri yani insanların söylentilerini, kesin doğruymuş gözüyle almamamız gerektiğini de, Kehf Suresi 22.ayetten çıkarabiliriz.

Peygamberin kaç çocuğu olduğu ya da hangi renk giysileri en çok sevdiği, saçını ne şekilde yaptığı, gözüne sürme sürüp sürmediği gibi, Kur’an’da yer almayan bilgilerden de bu yüzden sorumlu değiliz. Bu konularda ancak insanlardan ulaşan söylentilerin ne olduğuna bakabiliriz. İnsanlardan gelen söylentilerin ise doğru olup-olmadığına ulaşmamız mümkün değildir. Öyleyse bu tarz konulara, doğrusunu Allah bilir, biz yüzde yüz bilemeyiz gözü ile bakmalıyız.

Günümüz internet ortamında, herhangi bir sözün Mevlana’ya aitmiş gibi insanlar arasında yayıldığını görmekteyiz. Geçenlerde magazinsel bir kişi, internet ortamında 20 yıldır bir şiirin kendisine aitmiş gibi yayıldığından bahsetti ve bu şiiri kendisinin yazdığını yalanladı. Yalanlayamadan ölebilirdi. Kendisinden sonra gelecek nesillere, kendisi ile alakası olmayan sözler, ona aitmiş gibi yayılabilirdi. Ayrıca, yalanlamasına rağmen, gelecek nesillere bu şekilde öğretilebilir. İnternet ortamından bu sözü bizzat atıf yapılan kişinin reddettiğine ileriki nesiller ulaşabilir, bu tarz teknolojik imkanların olmadığı yüzlerce yıl öncesinden bahsedersek, durumun vahimliği ortada…

Kuran ile hem de birbirleri ile çelişen hadisleri iletenlerle; Kuran ile çelişmeyen hadisleri iletenler -Peygamberin saçını iki yandan ördüğü hadisi gibi- aynı kişiler ve iletme yöntemleri de aynı. Hal böyle iken, Kuran ile çelişmeyen hadislere nasıl güveneceğiz? Bu yüzden, hadisleri ayıklayalım fikri de mantıklı değil, çünkü komple hadis rivayet sisteminin güvenilmez olduğu ortada. Daha önce de söyledim, bir söz sırf Kuran ile çelişmiyor diye, Peygamberin yüzde yüz söylediği bilinemez. Kuran ile çelişmeyen bir sürü söz herhangi bir kitapta yer alabiliyorsa, hadis kaynakları içinde de yer alabilir.

Bazı konular hakkında tek bir ortak beyanın olması da o beyanı güvenilir kılmaz. Zıttı beyanların bu hadis kitaplarının içine koyulmadığını nereden bileceğiz? Zıttı beyanlarda bulunanların iddiaları belki yeterince yayılmadı? Neticede Peygamberin ve Peygamberi görenlerin ölümünden iki asır sonrasından bahsediyoruz. 200 sene sonra, vaktinde 500 tane hadis vardı denilen, binlerce söz havuzunun içinden gerçek olanlar nasıl seçilebilir?

Allah bilmediğimiz konuların peşine düşmememiz gerektiğini de bizlere bildirmiş. Biz Peygamberin hangi renk giysiyi tercih ettiği bilgisine, dini anlamda, yüzde yüz kesin kaynak olan Kur’an’da bulamayız. Söylentileri karıştırsak da bu söylentilerin doğruluğunu da bilemeyeceğimizden özetle bilmediğimiz bilgileri takip edip durmuş oluruz. İşte, Allah, bilgimizin olmadığı konuları takip etmememiz gerektiğini de emretmiş:

Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. (İsra Suresi, 36.ayet)

Kur’an üzerinde ve mantıklı bir şekilde düşündükçe; rivayeten gelen ve Kuran ile çelişmeyen hadislerin de aslında doğru bilgi olarak görülmemesi gerektiği sonucu çıkıyor.

Öyleyse, doğruluğunun ne olduğu belli olmayan konulardan, dini görevler-sorumluluklar çıkarmaya çalışmalıyım. Kur’an’da yer almayan söylentilerin bize yol gösterici olabileceği zannından vazgeçelim. Bu rivayetleri, Kur’an’ın açıklayıcısı gibi görmeyelim.

3 yorum:

  1. selamlar.. isra suresi 36. ayeti sizce nasıl anlamalıyız?? hakkında bilgimiz olmayan şeyin peşine düşmeyeceksek bilmediğimiz konuları nasıl öğreneceğiz??

    YanıtlaSil
  2. Selam.

    Allah pek çok ayette oku, düşün, araştır diyor.

    Dolayısıyla bu ayeti, "kesin bilgimiz olmayan şeylerin ardından sürüklenmek yani kesin bilgimiz olmayan şeylere kesinlermiş gibi İMAN ETMEK, kesinlermiş gibi İNANMAK" olarak anlamamız; Kur'an'ın bütüncül açıklaması açısından daha doğru ve yerinde bir tespit olur.

    Allah'ın örneğin, anne babamız kendisine şirk koşmamıza yönlendiriyorsa, eğer bilgimiz yoksa onlara uymamamız gerektiğini de söylüyor. Yani şirk koşma konusunda bile, hakkında bilgin yoksa onlara uyma diyor. Şirk gibi çok ağır bir günah için bile "bilgi edin bakalım kesin bir bilgi edinebilirsen ne ala git uy" şeklinde fetva verdiğini görüyoruz. Ki zaten şirkin doğru olduğuna dair gerçek bir bilgi edinemeyeceğiz, bunu da Allah biliyor. Bir nevi şirk günahına Kur'an'ın doğru bilgi edinin diyerek meydan okuduğunu görüyoruz. (Bahsettiğim ayet lokman suresi 15.ayet)

    Yani isra 36.ayetten, bilmediğimiz bir konu hakkında bilgi edinmeye çalışmamak gibi bir anlam çıkmaz.

    Bilgi edinmeye çalışırız, KESİN DOĞRUDUR denilecek sonuçlara ulaşamayız, bu tarz bilgilere de bu yüzden YÜZDE YÜZ KESİNMİŞLER gibi uymayız, peşlerinden sürüklenmeyiz... Ayetin açıklamasını, Kur'an'ın diğer ayetleri ışığında yapmamız mümkün :)

    esenlikler

    YanıtlaSil
  3. teşekkürler pınar hanım..

    YanıtlaSil